Sahneye çıkarım, salonu ışıktan dolayı göremem, ışıktan örtü gibi(projektör tam güçte çalışmamaktadır elimi gözüme siper edince salonda ne olup bittiğini görmekteyim şu an, üç dört dakika sonra projektörler tam güç çalışmaya başlayacaktır), o sırada içeriye hala girenler vardır ama az üç dört kişidir, yerini bulan birkaç kişi de diğerlerini rahatsız ederek dar olan koltuk aralarında diğerlerinin ayaklarına sürtünerek yerine oturmaya çalışmaktadır. Bunları görmem için aslında sahneye bir iki dakika erkenden çıkmışımdır ancak bunu izleyiciler bilmemektedir.
Elimde tahtadan sapı avuç içinde görünmeyen küçük denebilecek bir bakır çıngırakla çıkarım, beş on saniye sağ elimi gözüme siper ederek sol elimde çıngırağı çalarak salonun sağına soluna önüne arkasına bakarak dururum hafiften sağa sola doğru yürüyebilirim. Salonun kapısından girenlere doğru bakıp ’acele etmeyin’ derim (tavrım oldukça rahat hatta biraz sırnaşık gibidir, şakacı tavırla yüzümü hafiften sertleştirerek derim bunu ardından yine sırnaşık yüz ifadesiyle sağa sola bakınırım) (salonda hafif bir kıkırdama duyulur) sahnenin önüne doğru bir iki küçük adım atıp (çıngırağı çalmaktayım, elim gözüme siperdir hala) koltukların arasından geçip yerine yerleşmekte olan çifte seslenerek ve elimdeki çıngırağı onlara doğru uzatıp sallayarak ‘ayaklara dikkat edelim’ derim (bu ilk oyunum olduğu için genel tavrım biraz ukala, hazır cevap için tetikte olan ve bu yüzden birazda tedirginlik duyan bir ruh halidir bunu gizlemek için ‘rahat sırnaşık ukala:)’ tavrımı maske olarak kullanmaktayım) (Oyunun ismini de bu tavrı desteklemek buna giriş olarak özellikle seçmişimdir zaten) hiç beklemeden ‘neyse’ deyip dikkatimi salonun başka yerlerine yöneltirim. (Gülüşmeler, homurdanmalar bir iki gereksiz alkış duyulur)
Bir iki saniye daha sağa sola bakınırım ardından arkamı dönerim, bordro koltuğum ve yanındaki bordro sehpamı görürüm sahnenin gerisinde tam ortada durmaktadırlar, dört beş adım atarım, bu arada seyirciye arkamı döndüğümde çıngırağımı sallamayı keserim, gözüme siper ettiğim elimi de indiririm, adımlarım keskin olmaktan ziyade biraz sarsaktır. Koltuğuma ulaşınca seyirciye dönerim ve elimdeki çıngırağı bir iki saniye kuvvetli bir şekilde sallayıp koltuğuma oturtur elimdeki çıngırağı solumdaki sehpaya bırakırım, otururken ‘siz iyice yerleşene kadar bende bir iki sıkıcı şeyler anlatayım zira sahne boşluğu affetmez’ derim, bunları derken koltuğumda kuvvetli bir oturuş sergilerim; Koltuğa iyice yerleşmişimdir, sol bacağım sağ bacağımdan açıktık ve ikisi de diktir, seyirci tam karşımdadır, sağ dizim saat on iki otuzu sol dizim ise saat dokuz kırk beş yönüne bakmaktadır, sağ el bileğimin hemen üstü sağ bacağımın orta üstündedir, baldır kısmında doğru hafifçe eğiktir, elim yumruk vaziyetindedir. Sol elim sol bacağımın baldırını hafif dize doğru kavramıştır, sol dirseğim saat dokuz yirmi beş yönünü sağ dirseğim saat üç kırk yönünü göstermektedir. Sol elimin başparmağı sahnenin tam arkasını, sırtını göstermektedir, sol elimin diğer parmakları baldırımın iç kısmına doğru bitişiktir.
Süre otuz kırk saniye civarında.
Hızla sehpadan çıngırağı alır ve iki saniye şiddetli sallarım ve bunu yaparken ayağa kalkarım mahcup bir ifadeyle ‘tamam bir daha çalmayacağım seansımız bitene kadar’ derim, seyirciden tepki gelmez bir iki adım atarım seyirciye doğru sonra elimdeki çıngırağı fark eder ve yüzümdeki ifade elimde çıngırağı unuttuğum için mahcup ve üzgün olduğumu belirtir tam arkamı dönmeden hafifçe solumdan çıngırağı koltuğu savururum ve önüme dönerken çıkan sese şaşırmış gibi yapıp ‘pardon bu istemsiz oldu’ derim ve kesmeden ara vermeden devam ederim, seyircilerden hafif bir kıkırdama gelir.
‘Efendim ben aslen ta ortaokul çağlarımdan beri şiir yazardım pek de övünürdüm iyi yazıyorum diye ama kendi kendime bu övünme çünkü çok kimse de bilmez yazdığımı bilmezdi, bilmiyor da’ derim ve sol kolumu dirsekten bükerek göğüs altıma bağlarım sağ elimin dirseğini de sol elimin bileğine dayayarak sağ elimin baş ve işaret parmaklarıyla sağ kaşımı tutar gibi yapıp hafifçe boynumu eğer ve ayak parmaklarıma iki saniye bakarım, salondan kıkırdama gelir yine, ‘lisede bir kıza yazdığım şiiri okuma gafletinde bulundum, aslında on kadar şiir yazmıştım iyi ki kızı ders çıkışı bir şey soracağım bahanesiyle köşeye çekip tekini okumuşum… ‘He’ dedi kız, şiiri dedim sana yazdım ‘salak şey’ diye karşılık verdi’ Salondan gülme sesleri gelir az biraz, bu anlattıklarımı sahnede hafifçe yavaş yavaş keskin olamayan kısa adımlarla ileri geri yürüyerek sahnenin önüne arkasına bakarak anlatıyorum ‘ben yine salak şey dedi bana acaba ne demek istedi, ney tam olarak diye düşünüyorum’, ‘hani şairim ya altında ne var arıyorum’ gülme sesleri, ‘ama düz salakmış iki ayda ancak anladım’ gülme seslerine bir iki alkış da eşlik eder, ‘kısmen haklı gibi… Ya da bak şimdi düşünüyorum, o şiirden anlamıyor olabilirdi…’ seyirciden gülme sesleri gelir, ‘belki yanlış kıza yazdım… Sonra adamlar üzerinde denedim’ bunu derken seyirciye samimi bir gülümse ile bakıp ne yapayım anlamında iki elimim avuç içlerini yukarıya doğru açıp dirseklerimden kolumu büküp kollarımı sağa sola hafifçe açarım, salonun neredeyse tamamı güler beş altı saniye. ‘tamam denemedim ama bi aklımdan geçmedi değil, neyse’ şiirimin iyi olduğunda ısrarcıyım yani’ çok az gülme sesine ne olduğu anlaşılmayan konuşma ve kıkırdamalar eklenir dört beş saniye.
Süre yüz saniye civarında.
Arkamı dönerim, koltuğa doğru keskin adımlarla yürürüm koltuğa savurduğum çıngırağı sol elimi elimi sert bir şekilde savurarak alırım ve çıngırak öter, az sağıma doğru dönerim yarım adım atıp çıngırağı sehpaya yavaşça bırakırım, bu sefer yine hafiften terse bir dönüş yaparım koltuğa oturmak için ve tam oturacakken projektörler gücünü arttırır, elimi gözüme siper etsem de artık seyircileri göremeyeceğim kesindir, koltuğa kendimi yavaşça bırakırım. Bir iki saniye koltuğa yerleşmek için oturduğum yerde sağa sola kaykılırken sehpaya doğru sert bir hamleyle çıngırağı tekrar elime alırım ve yine öter. Sol elimden sağ elime geçiririm çıngırağı, sol elimi sol bacağımın dizine koyarım, parmak uçları baldıra dönüktür ve dirsek hafiften büküktür, Mırıldanırmışçasına ‘Enteresan bir alet’ derim bir iki saniye elimdeki çıngırağa bakıp konuşmaya başlarım tekrar ‘bebekler için de buna benzer çıngıraklar var hatta yeni çıkan dişlerini daha doğrusu diş etlerini kaşımak için emzik gibi, hem eğlenir sesle hem de rahat eder bebecik diş çıkartırken’ bir iki saniye yine çıngırağa bakarak es veririm ve devam ederim ‘ neyse, bu şiir ve emzik meselesini falan geçelim şimdilik’ derim.
Süre yüz kırk saniye civarında.
Oyunun devamında sahne kullanımından ve mimiklerden mümkün mertebe söz edilmeyecek hikayeye ağırlık verilecektir. Süre hesabı da yapılmayacaktır.
Ayağa kalkarım öne doğru bir iki adım atarım konuşarak yavaşça, Pekiyi emziği şiiri bırakalım ama az dişe dokunayım derim burada ufaktan bir es verir ve güler gibi yaparım, seyirciye seslenerek diş deyince ne gelir ilk akla? derim, Tabi burada seyirciden gelecek cevapları önceden ayarlayamayız kırall:) onun için üstün tuluat yeteneğime güvenirim inanırım ve bu böyledir sonuçta bir iddianın peşinde esiriz bir yolunu bulacağım çıkacağım o cevaptan ve evirip çevirip istediğim kıvama getireceğim dişli cevapları, ne kim dedi onu yok onu değil fırçalarızı diyorum derim ve sesli gülerim hazır cevaba saygı babında kısaca. Süper ama o değil ama olabilirdi de neyse derim yine gülerim bunu derken, arkamı dönerim seyirciye ve bunu yani arkamı dönmeyi hoyratça yaparım yine mi arkamı döndüm diye düşünmem, çıngırağı ararım gözümle ve elimde olduğunu hatırlarım ve sallarım hızlıca kısaca seyirciye dönerken, evet veriyorum cevabı tabii ki fırçalarız elimi gözüme siper yaparım ve cevabı verene bakmaya çalışırım karanlığa bakarak ve sol elimde çıngırak ve sol elimin işaret parmağıyla cevabı veren kişiyi görüyormuşçasına parlağımla karanlığı gösteririm fırçalarız dimi diye tekrarlarım.
Ciddi bir ifadeyle neyse, burada dördüncü sınıf espriler yapmak istemiyorum, bakın bu işin bir matematiği var. Gerçekten zekice planlanmış şakaların ardından dördüncü sınıf espriler gırla gidiyor, çalışıyor yani ama buradan çıkışta da hep birlikte pişpirik oynamaya gideriz gülüşmeler kıkırdamalar doldurur salonu biraz es veririm ve tepkiler tepeden inişe geçince evet hakikatten bunu istemiyorum bunu derken bende gülmeye başlarım, gülüşmeler sönümlenmek üzereyken İşte tam olarak bunu yapmayacağım gülüşmelerin arasından güzel diyen bir ses duyulur; Salonda sağa sola seğirtiyorumdur bunları derken ve hınzırca bir gülümsemeyle sesin geldiği yeri çıngıraklı elimle keskin olmayan bir hareketle göstererek tabi çok sıkışırsak bakacağız derim, gülüşmeler tekrar başlar tamam tamam dört değil ama en azından arada sırada hadi hadi en fazla üçte anlaşalım derim bunu derken elimi gözüme siper eder seyircinin yüzünde onayı ara gibi bakarım, gülüşmeler devam eder aralardan birinin yüksek sesle tamamdır başkasının ise iki iyidir dediği duyulur, sanki birisi beş beş demiş gibi beş mi yok yok beş olmaz derim telaşlı bir yüz ifadesiyle beni oraya hiç bir güç bir daha götüremez derim, bir iki saniye es veririm bir kaç farklı yerden güçlü kahkahalar duyulur ve salonda gülüşmeler oldukça canlı devam eder ve kahkahaların en tepe yerinde başlarım konuşmaya neyse tamam o zaman; Tamamsak devam derim gülerek, gülüşmeler daha canlı olarak dört beş saniye sürer bu arada dönüp koltuğa doğru hamle ederim oturmak için, koltuğa iyice yerleşirim keskin bir duruşla ciddi bir ifadeyle, elimdeki çıngırağı sallarım nerede kalmıştık? ha! diş derim.
Fırçalamak! Diye eklerim. Bunu düşünmemiştim ne yalan söyliyim benim aklıma daha bariz şeyler gelmişti… konuşurken diş olmasa seslerin çıkışı bir garip olurdu mesela birisi ansızın ‘yemek yiyemezdik’ der, oturduğum yerden söyleyeni görmek ister gibi bakınırım elimi siper edip ve görmüşüm gibi söyleyeni, hızlıca ayağa kalkarım daha iyi görmek için ve yüzümü buruşturup zaten az mı yesek biraz derim, salonda gülüşmeler… birisinin şöyle dediği duyulur ‘bu üç müydü’ ileriye doğru bir iki adım atarım bu sırada kıkırdama ve gülüşler güçlenir o sana gelişi öyle normalde dört çeyrek… e ayarlar bozulunca biraz karıştırmak normal bunları kendi kendime konuşur gibi kısık sesle derim başım önümde sağa sola yavaşça seğirtirken sanki sadece kendim duyuyorum gibi ve salona doğru keskin bir iki adım daha atarım olur mu canım iki bu derim gülüşmeler kıkırdamalar artar ve bu artışla birlikte bu üç müydü diye sorana çıngıraksız elimle her şey yolunda masasında elimi kaldırıp baş parmağımı gösteririm yine tabi bilgiç bir ifadeyle yaparım bunu bir iki saniye es veririm sahneye bakarım işte bunu diyorum bunu yapmayacağım gördüğünüz gibi yapabiliyorum üç dört gırla bende.. onlu yaşların ortasına kadar tuttuğum günlükler baş ucumda yani, sahneye çıkmadan illaki bir göz atarım bastırsan da biz de okusak mı der seyircilerden biri arkadaşlar kendi aramızda konuşmayalım lütfen, on beşimde zaten bastırmıştım ama tek baskı… ya! kitap falan filan bunların devri bitti artık net var, yaz koy yahu nedir derim çıngıraklı elimin parmağıyla son konuşanı gösteririm, yanında oturana söylüyormuşum gibi kısık sesle sağ elimi ağzıma çok duyulmasın diye siper ederek arkadaş bir kerede anlamıyor gibi, basmış der misin derim ve gülüşmeler.
Oyunun(taslak) devamında sahne kullanımından ve mimiklerden mümkün(dah da) mertebe söz edilmeyecek hikayeye ağırlık verilecektir.
Neyse efendim bu giriş ve tanışma kısmını artık geçelim derim lakin bana ayrılan süre bildiğiniz gibi otuz dakika…Bilmeyeniniz yoktur sanırım…Şimdi benim üç tür finalim final şakam var. Birincisi klasik sonda yani oyunun sonunda bitmeli ikincisi ise bu sıralar yapılanı, final şakamı yapacağım ve oyuna devam edeceğim üçüncüsü ise final şakamı yine bu sıralar yapacağım ama size bu konuşmayı yapmayacağım yani şakamın final şakası olduğunu bilmeyeceksiniz… bu iki ve üç numaralı finallerde bana ayrılan sürem bitince ışıklar azar azar gücünü artırır ve oyunun bittiğini anlarız, olay tempo meselesi. Ardından alkışlar falan klasik durum yani der ve gülme mimiği yaparım seyircilerden de eşlik edenler olur gülerler. kendi aralarında konuşan bir iki kişiye bakar gibi yaparak yok ablam bu bahsettiğim numaralar önceki şaka numaraları değil finalle ilgili. keskin bir hareket ve mimik ile salonun tamamına hitap eder gibi yaparak anladık değil mi derim ve bir iki saniye beklerim. seyircilerden bir kaçı bu o zaman iki der aynen efendim bu iki yani az sonra final şakamı yapağım ve devam edeceğiz… Ha neden böyle derseniz iki faktör var birincisi seyirciyi hakikatten iyi bulmam sıcak bulmam ve meramımı daha iyi anlatacağımı hissetmem ikincisi ve aslında daha da önemlisi bildiğiniz gibi beş şakacılı gösteri bu ve sırayla birinci ikinci üçüncü diye çıkıyoruz evet bildiğiniz gibi bugün ben birinci sırada çıktım muhtemelen bir dahaki gösteride ikinci ya da üçüncü sırada çıkacağım… az önceki yok ablam diye hitap ettiğim yere bakarak okey miyiz anlamında sağ elimin baş parmağını gösterim ve mimiklerim de bu soruyu destekler şimdi bir numaralı finalimi yapınca ışıklar yine yanacak azar azar ve sahneyi bildiğiniz gibi terk edeceğim anonsçu abim gelecek ki hakikatten abimdir kendisi bana teşekkür vıvıvdısı sonraki şakacıyı tanıtma vıvıvısı ve işte ne olacak dersiniz… derim ve bir iki saniye es veririm, üzgün bir ifadeyle muhteşem final şakamın üstünden beş pardon dört arkadaş daha geçecek şakam makam kakam yani vaziyet bu olacak onun için işte sizler gibi yılışık ifadeyle sıcak seyirci bulunca kakam da makam yani şakam sümen altı olmasın unutulmasın hatırlansın istiyorum ve finali öne çekiyorum seyircilerden biri beşinci çıksan kesin birinci final der, duyduğuma çok sevinir bir ifadeyse işte bu der gibi iki elimi sesin geldiği yere doğru birbirine paralel uzatırım ve hemen ardından elimdeki çıngırağı iki üç saniye kuvvetlice sallarım seyircilerin bir kısmı da gülmeye başlar iki saniye sonra darılmış bir ifadeyle(taslak notu oyunun bu kısmı biraz uzadı gibi nasıl kısaltabilirim?) olur mu canım hiç öyle şey derim ve ardımı dönüp dargın bir ifadeyle koltuğuma doğru bir iki adım atarım…
Yavaşça arkama dönerim seyircilere doğru ve içime içime yani kısık sesle sanki kızıyormuş gibi ama Birader… Birader… Yahu adama diyorum elinde yetki var beni dört beş buralara yaz… sen yapıyorsun bunu… Ama yok nato kafa nato mermer… Klasik laz ve keskin bir tavırla seyircilere dönerim Bildiğiniz bütün laz fıkraları doğrudur gülme sesleri tabi hepsi değil ama önemli bir kısmı gülüşmeler, seyircilerden birinin muzopoooon dediği duyulur ve sesin geldiği yere doğru dönerim mutu vab zopon derim ve seyircilere olan biteni anlatmak için efendim aranızda bir laz var en azından, dikkatli olun der ve gülerim seyircilerde gülerler bana muzopon dedi ‘yani ne diyorsun dedi’ ama aslında şöyle dedi neeediyorsuunn! Gülüşmeler bende bişey demiyorum dedim… E tabi eski bardaklar çam oldu, çok değil bundan yirmi otuz yıl önce muzoponu böyle telaffuz etseydi, ama aslında bazı yerlerde hala aynı durum geçerli derim ve sesin geldiği yere arkadaşım adınız nedir derim, cevap gelir azizcan, şaşkın bir ifadeyle kafamı aşağı yukarı sallayarak Olmuş olmuş kesin olmuş, azizcan bak şimdi.. derim ve gülüşmeler duyulur sen bana çarşıda muzopoooon! Dedin işte yıllar yıllar önce geçen bi olay.. gülüşmeler duyulur ve atmacaya çıktık bir kuş geçiyor, sen atmacadan anlarsın bunu derken elimle salonun yukarısına kolumu uzatarak parmağımla sanki geçen kuşu işaret ediyorumdur mimiya mı cura mı derim ve eklerim dur cevap verme, efendim atmaca diye bilinen yani avcılığı yapılan kuş atmaca familyasının dişisidir yani mimiya ve bu erkek olan curadan üç kat büyüktür atiktir gözü pektir avcılıkta bu kullanılır yani atmaca dediğimizde bir lazın anladığı dişisidir, gerçi insanın da dişisi lazlar için daha önemlidir kıymetlidir der ve gülerim seyirci de güler evet azizcan derim ve biraz önceki gibi kuşu gösterme işareti yaparım, sanki azizcan yanımda gibidir duruşum mimiya mı cura mı? Azizcan cevap verir oturduğu yerden mimya! Azizcanın daha cevabı bitmemişken elimi belime atarım sanki kınından kamamı çıkartıyorum gibi yaparım muuzopoooon! Derim ve lafım bitmek üzereylen azizcanın sırtına hançeri vurup çeker gibi yaparım ve kıçına da bir tekme atıp dağdan yuvarlanışına bakar gibi iki üç saniye aşağılara bakarım elimi gözüme siper edip, bu sırada bütün salon kuvvetli gülmektedir.
Kafamı usulca yukarı doğru kaldırırım elimi siper ettiğim gözümden indiririm seyirci hala gülmektedir elimdeki çıngırağı hızla sallarım üç saniye civarı ve seyircinin gülmesi bitmek üzereyken (taslak dışı not dejavü:) peki azizcan dudey mi yersin seversin luncagkey mi salon gülmeye kaldığı yerden devam eder, ya tamam anlamında seyirciye susmasını işaret eder gibi parmağımı dudağıma getiririm evet azizcan derim aziacan cevap verir dudey hemen arkamı dönerim koltuğa doğru bir iki adım atarım bıro duydun mu bana artı bir yaz derim bunu bağırarak derim ve elimdeki çıngırağı sallıyorumdur bu arada salonun insicamı bozulmuş gibidir gülmeler homurdanmalar vs. seyircilere doğru bir iki adım atarım tamam sakin sakin geçti derim salon sessizleşmeye başlar homurdanmalar durur gülüşmeler azalır ya kusura bakmayın böyle laz yakalayınca bunu mutlaka sorarım biraderle iddiamız var… lahana yemeğinden hangisini seversin diye sordum lahana püresi gibi bir şey ikisi de, dudeyde diğerine göre fasülye patates soğan falan var… vallahi kusura bakmayın derim bunları derken sırıtırım ve vücut dilim duruşum hareketlerim de kusura bakmayın kelimesine uygun olarak eğilip bükülmektedir sağa sola aşağı yukarı(taslak notu seyirciyi çok fazla lazcaya boğdum galiba) bildiğim lazca kelimelerin yüzde seksenini kullandım hepsi bu vallahi derim. Muhtemelen azizcan da aynı durumdadır hatta kesin derim. Madem azican burada derim gülerek size müthiş bir laz fıkrası anlatacağım ve eminim ilk defa duyuyorsunuz… fıkra derken hikaye gibi ama fıkra tadında… azizcan da var fıkrada derim salondan gülme sesleri gelir şimdi bir varmış bir yokmuş derim gülerek ya bu masaldı pardon… temel bir gün derim salonda gülüşmeler yok yok vallahi… başımdan geçen bir şey… ben istanbula sonradan geldim ailemle yedi yaşımda gibi bro benden iki yaş büyük derim arkaya doğru bakıp yüzümü de buruştururum, gülüşmeler memlekette bizim evde lazca konuşulmazdı pek… bizim aile geniş, dedemlerle falanız, babanem de… ya! arkadaşlar çatır çatır sokakta lazca konuşuyor biz bilmiyoruz ama anlıyoruz az çok… bir gün anname sordum, ya biz neden lazca bilmiyoruz niye evde konuşmuyoruz diye, annem de dedemi işaret etti gözüyle… dedeme mi sorayım dedim anneme… kafasıyla dedemi işaret etti bu sefer… işte bir ara dedemi yakaladım, dede lazcayla sıkıntın nedir… derim ve gülerim salonda gülüşmeler yok öyle demedim de, dede biz neden lazca bilmiyoruz dedim evde niye konuşmuyoruz vs. dedim dedeme…ciddi diyorum bak evde tek kelime lazca yok neredeyse öğrendiklerimizi de sokakta falan bir de anneannemlerde öğreniyoruz… anneannemler ful lazca derim gülerek, tabi dedem durur mu yapıştırdı salonda az gülüşme sesleri gelir Türkçeniz bozulmasın dedi… e dedim siz biliyorsunuz, olsun dedi Türkçeniz bozulur düzgün Türkçe konuşamazsınız dedi sonra babanem de duydu mutfaktan bağırdı evet dedi Türkçeniz bozulur yavrum dedi… tamam dedim, ee parmak kadar çocuğuz bi bildikleri var herhalde… sonra bir ara bıro ya da dedim abi Türkçemiz bozulmasın diye lazcayı şeyetmemişler, oğlum ben lazca biliyom ki dedi, bişe dedi bana nlamadım o ne demek dedim küfür oğlum dedi… neyse bildiği falan yok yani onunda, gülüşmeler işte gel zaman git zaman istanbula geldik taşındık bir ay geçti ilk okula yazıldık okula gidiyoruz bir gün oldu iki gün oldu falan sonra öğretmen bizi abimle işte yanına çağırdı, dedi ki veliniz gelsin yarın öğlen, abimle birbirimize baktık veli ne demek gibisinden, gülüşmeler öğretmen anlamış olacak ki anneniz babanız biri gelsin dedi, birader nanayı diyor dedi, lazca anne demek nana bende biradere didi ana mı dedim yani babaanne mi salonda gülüşmeler acaba diye, abim yok dedi nana, tamam öğretmenim dedik çıktık eve geldik anneme öğretmen yarın öğlene seni çağırıyor okula dedik ne yaptınız ne oldu dedi yok bişey, öyle çağırdı dedik bilmiyoruz, neyse annem öğlen geldi konuştu öğretmenle sonra birlikte eve dönüyoruz, dedik hoca ne dedi? Konuştuğunuzu anlamıyormuş öğretmeniniz, bir de çok hızlı konuşunca hiç mi hiç anlaşılmaz hale geliyormuş dedi salonda gülüşmeler nasıl dedik ikimizde, sorduğu her şeye cevap veriyoruz, işte dedi annem anlaşılmıyormuş dedi… salonda gülüşmeler neyse eve geldik akşam olsun da dedem gelsin diye saatten ayırmıyorum gözümü salonda bir kahkaha kopar üç dört saniye tabi geldi dedem gülüşmeler dede dedim bi bak hele gülüşmeler tabi öyle demedim, dede öğretmen annemi çağırdı okula bizim konuştuğumuzu anlamıyormuş öğretmenler, arkadaşlar dedim, şikayet etti öğretmen dedim Allah Allah dedi salonda gülüşmeler Tabi sonradan anladım mevzuyu… dedem şiveyi hiç hesaba katmamış salonga gülüşmeler konuşmalar yani biz laczayı öğrenemedik ama lazların nasıl türkçe konuştuğunu öğrenmişiz yani… e aynı şey işte… şive… salonda güçlü gülüşmeler
Fonetik sıkıntılar derim… kaba ya da komik derim… gülüşmeler yok yok gülmeyin konu öyle basit değil misal sonra inatçı diyorlar… anlaşılmıyoruz gülüşmeler da sıkıntı burada aslında yani… gülüşmeler yoksa inat falan da yok… gülüşmeler vallahi…gülüşmeler, küçük bir oyun sahneye koymaya hazırlanıyorumdur, kafamı yukarıya doğru kaldırarak sağa sola bakarım, sahnede seyirciye paralel bir kaç adım atarım, kişileri seslendirmek için sağda duran kişiyi laz kabul ederek yer değiştirerek oynarım,[*he? +ula onüne bakh diyom sanğa *sağa mı(bunu derken yukarıya sağa sola bakıyorumdur manzaraya bakar gibi, kafamı iyice sağa döndürürüm, önümdeki çukuru görmemişim de ayağımı atınca ayağım boşa düşer ve yuvarlanır gibi yaparım ufaktan) ovv! +(aşağıya bakarak) Lailahe illallah hele onune baksanğa diyomda *(kızmış bir tavırla yukarıya bakarak) hala sağa diyor ya ne var sağda?] Yani durum net derim yoğun gülme eşlik eder bunu derken ve devam ederim yani anlaşılmamamız yetmezmiş gibi bir de sağda diretmiş gibi görünüyoruz işin sonunda gülüşmeler devam eder, seyircilerden birisinin yüksek sesle şöyle dediği duyulur ‘final şakasına başladık mı?’ Hiç durmadan cevap veririm ula sen nediyonyağu nereyeyse bittida derim gülüşmeler (taslak notu laz şivesinin yazımı biraz dandik gibi düzeltmeye çalış), sesin geldiği yere doğru bakarak bak senin için yavaş yavaş söyledim derin gülüşmeler, neyse ki dedem haklı çıktı bir süre sonra derim gülüşmeler hani bizim.. şivemiz çok geçmedi dört beş aya İstanbul gülerek derim İstanbulu Türkçesine evrildi gülüşmeler, elimi gözüme siper ederim ve sahneye doğru yaklaşırım ön sırada oturan bir bayana rica etsem değil der misiniz derim bayan anlamamış gibi ‘değil mi’ der öyle diil! öyle diil! derim bilmiş ve didaktik bir tavırla, gülüşmeler kuvvetlidir bir iki saniye öndeki bayana doğru baktıktan sonra bayanı alkışlar gibi yaparım ve arkamı dönerim koltuğa doğru bir iki adım atarım bu sırada gülüşmeler devam ediyordur ve arkamı dönerim elimdeki çıngırağı hızlıca bir saniye civarında sallarım efendim işte anlaşıldığı üzere biz lazların dedem ekolündeniz gülüşmeler ama, ama dedemin bu ekolü henüz kitle iletişim araçlarının yaygınlaşmaya yeni başladığı, ha! internet ile tanışmamıza daha 15 yıl var ondan bahsetmiyorum yani tv lere kumanda takılmaya başlandığı üstüne işte tv lerin imkanlar dahilinde renklenmeye başladığı özel tv kanallarının çıkmaya başladığı yıllardı… işte sosyal medya geldi sonra sonra… o yıllar derken, işin özeti daha İstanbul şivesiyle lazcanın derim bunu derken azizcanı olduğu yere doğru bakarım ve azizcan diye seslenirim elimi gözüme siper ederek hatta İstanbul argosuyla lazcanın birleştirilebileceğinin düşünülemeyeceği yıllardan bahsediyorum, kısaca demem o ki artık Lazca da İstanbul şivesiyle konuşuluyor, tabi bazı gülerek derim bunu ekollerde… derim salonda gülüşmeler bence bunda da bir sıkıntı yok derim.
Şimdi burada asıl mesele derim oturanlar arasında azizcanı arıyormuş gibi yaparak nedir azizcan biliyor musun derim gülerek, ya güldüğüme bakmayın hakikat bu derim oturanlara bir göz gezdirip ve eklerim bikbeng, sahneye doğru bir iki adım atarım, dimi azizcan, neymiş derim, azizcan cevap verir büyük patlama,,? Jest ve mimiklebiraz şaşkın bir şekilde biraz da afallamış gibi yaparak Ya bu azizcan hepimizle kafa yapıyor bence olayı biliyor, ya sen ilk defa mı geldin bu oyunuma he azizcan derim sorgulayan bakışlarla, azizcan aynen der, neyse hadi inandık derim, çoğunuz görmedi tabi de azizcan büyük patlama deyince eliyle de eşlik etti deyip sağ elimi biraz yukarıya doğru gevşek bir şekilde kaldırım elimle bişeyi kavrıyormuşum gibi yine gevşek bir şekilde sahneye doğru iki üç kere ileri geri sallarım, salonda gülüşmeler üç dört saniye sürer ben bu arada azizcana bakıp ya öylede söylenir mi gibilerinden bir bakış atarım, gülüşmeler bitmeden ya! Entropi derim gülüşmeler devam eder, yahu tamam o kadar da gülünecek bi konu değil, tabi bazılarımız için, bence tabi derim, gülüşmeler azalır,
