(iddia)
Bu sitede bu konu hakkında biraz fikir edinmiş olmalısınız ama muhtemelen yeterli gelmedi(kulağımıza geldi evet) şimdi işin felsefesine iyice bir girelim. Ha! Şunu baştan söyleyeyim bunları öğrenmekle Tolstoy pamuk ya da yaşar falan olmazsınız ama çabalarsanız üzerine bir şeyler eklerseniz neden olmasın. İkinci önemli konu ise imlaya dikkat etmeyeceğim yormayın beni aku.
Şimdi kahramanımız nereye gitsin ya da ne durumda olsun, fakat buna değinmeden yazmanın aslında bakmak ile ilgili olduğunu buradan da duymak ve yönelmek, devinmek olduğu klişesini tekrar edeceğim. Ve buna yine bu sitede sıkça vurgulandığı hatta slogan haline getirildiği üzere duymanın zaman, an, süreç ve takip bağlantısını komşu çocuğu duyarsızlığıyla göreceğim ve artıracağım.
‘Kahramanımız sandalyede oturmaktadır bu sandalye aslında tabure gibi bir şeydir. Sırtını kambur etmiş bir elinde telefon bir elinde sıcacık çay bardağını tutmaktadır’
Kahramanın bu durumuyla mevcut bilgimiz, gördüğümüz nedir çözmeye çalışalım
- Kahraman kapalı bir yerde mi açık bir yerde mi bilmiyoruz
- Tabureye benzer iskemlede oturması çok rahat bir ortamda olmadığı fikrini bize aşılar çünkü koltuk hatta sırtlığı olan bir sandalye çok daha rahat olacaktır
- Rahat bir yerde olmaması bize maddi sıkıntıları çağrıştırır hatta bunu ‘sıcacık çay bardağı’ vurgusuyla iyice anlarız di mi zenginler üşümez en azında canı isterse üşür vs.
- Sırt kamburluğundan belli ki dünya ona bazı şeyleri öğretmiş, e bu da yaşının en azından öğretilen bu şeyleri anlayacak olgunlukta olduğunu göstermektedir yani bu kişi bir çocuk değil belli sanki
- Hikâyede zaman belli değil en azından şimdilik bilmiyoruz çay tabure 100 yıllardır var ha ülke de belli değil ama yazılan dilden neresi olduğunu anlarız gibi. Tabi telefondan belli ki bu da kambur duruşundan ve bir elinde çay bir elinde telefon olması kombininden anlaşılacağı gibi cep telefonu ama akıllı mı belli değil daha anlamadık. Misal akıllı olup olmadığını hemen aşağıdaki cümleden çıkartabiliriz;
‘Kahramanımız bir an duraksadıktan sonra usulca hatta umursamazca, bir ton olmuş kafasını kaldırır ve çay ocağının az ilerisindeki köşe başında motorlu kurye ile arabasından inmekte olan bir adamın bağrıştığını anlar, kurye elindeki tavşan kulaklı kaskı bağrıştığı adamın arabasının tekerine doğru savurur’
- Kahraman çayı seviyor olmalı en azından tiksinmiyor oralet falan içerdi.
- İkinci cümle ile birinci cümleyi birleştirdiğimizde bilgimiz katmerli olarak artar en azından ortalama bir okuyucu için böyle olmalı. Cümleler sayfalar ilerledikçe her seferinde başa dönemeyeceğimiz için artık önceki sayfalar her yeni cümle ile birlikte bilmekten çok geçmiş zamana ait olması hasebiyle anımsaya kanı oluşturmaya fikir vermeye doğru evrilir ve hatta boşlukları bilmeden doldurur ve tabi ki de geçmişi istediğimiz kıvama doğru sürükleriz. Hangimiz 20. Yaş gününde aldığımız hediyeleri hatırlıyoruz(bu çok iddialı bir cümle olabilir bazısı hiç yaş günü bile kutlamamıştır belki) yani hatırlamaya dair şeyler yani zamanla bildiğimiz şeyler bulanıklaşır inanmaya benzer bir hal alırlar(kaynak?). Evet ikinci cümleden en azından bu satırların yazıldığı dilde okuyanları için telefonun akıllı olduğunu ve zamanın şimdiki zamana yakın olduğu bilgisini alırız fakat bu sonraki cümlelerle yine değişebilir.
‘Kahraman aynı umursamazlıkla kafasını telefonuna geri çevirir’
Kahramanımızın kavga ilgisini çekmedi ve tekrar odağını daha önce ilgilenmekte olduğu telefonuna yönlendirdi ‘acaba neye bakıyor’ tam da burada baktığı şeyin geçmiş zaman olduğunu anlamalıyız. Zaten bu aynadaki aksimize bakarken fiziksel olarak da ispatlanmıştır fakat demek istediğim bu değil tabi ki baktığı şey geçmiş zamana ait.
‘Kahramanımız beş saniye civarı telefonundaki mesaja(fotoğraf) baktıktan sonra telefonu kapatıp cebine koyar ve bakışları ayaklarına değerken kamburu daha da belirir’
Buraya kadar her şey normal gibi görünüyor kahraman çay içerken kavga çıkar oraya bakıp kendi haline durumuna geri döner.
Yazarın iyisi her şeyi su gibi olağan akışında anlatanıdır ama yetmez ve bu su gibi akış için bir tane bile boş anlamsız bütünle alakasız bir cümle kurmamak gerekir yani her yeni cümlenin ortalama okuyucunun bilgisini arttırması kahramana iyice nüfus ettirmesi gerekir. Tam da bu noktada ne yazdığımızı bilmeliyiz yani kitabın, yazarın ya da kahramanın hakikati nedir çünkü tüm cümleler bu hakikat çevresinde şekillenecek ilerleyecek ve derinleşecektir. Yani neyi anlatacağımızı biliyorsak iş çok kolay gerisi senin yazma becerinle ilgilidir. Misal ben hikâyedense şiir ya da senaryo için hikayede kendimi daha iyi ifade ettiğimi düşünüyorum zira daha serbestler bence.
Hikâyenin devamı için misal şuan ben masamda bunları yazmıyorum da üç bin kişilik bir salona sesleniyorum ve soruyorum ‘kahraman baktığı fotoğrafta ne görsün’. İnanın ne göründüğünün hiçbir anlamı yok eğer ne anlatacağımı yani hakikati biliyorsam. Telefona boş boş da bakıyor olabilir geziniyordur, albümünden bir fotoğrafa bakıyordur, birisinin profiline girmiştir ona bakıyordur hızımızı alamadık önceki cümleyi silip baktığı şeyin fotoğraf değil de misal üç yıl önce gelmiş bir kısa mesaj hakikatten kısa iki kelimelik bir mesaja bakıyor olsun sıfır önem. Evet önemli olan bu sekansın yaratacağı izlenim hatta kitabın tümüyle birlikte düşünüldüğünde yaratacağı izlenimin ne olduğudur. Kısaca sekansın mevcut izlenimi kitabın ve haliyle kahramanın ve de hakikatin olağan akışına uygun olmadır.
‘Kahraman gelen mesajı ayaklarına bakarken mırıldanır ‘adalet yok’.
Evet arka sıradaki kırmızı elbiseli güzel hanım efendinin dediğini yaptık ve önceki cümlede düzeltmeye giderek yeni cümlemizi kurduk ve hatta bu cümleyle birlikte bilgimiz kahraman hakkındaki bilgimiz arttı ve belki de kamburu aklımıza geldi istemsiz lakin hayatın ağırlığını yansıtan en iyi klişelerden biri değil midir?
