İki çay, ‘he!’,, Gelir birazdan iki çay getir sen kahveci, şeker karışmadan gelir sahibi…
Evet, evet. Yine tam zamanında. Demedim mi ben kahveci şeker karışmadan daha. ‘Sağ ol, ne olsun aynı, sen nasılsın, dur ben diyeyim, dünkü gibi değilsin tabi, karıştı biraz kafalar ama toparlayacağız şimdi’. ‘Nerede kalmıştık’. ‘Öldüğüne bir türlü inanmıyordu dimi’.
Bence eğer yaşıyorsa, ya! Yaşıyorsa derken anladın işte sen, eğer yaşıyorsa hala kendini öldüğüne inandırmaya çalışıyordur, inandıysa onun için çok iyi ancak şu konuşmamız bile onun kafasını karıştırır. Dedim ya dün, zaman onun için, ona göre yani bize aktığından farklı akıyor, buna inanmış, zaten öldüğünü fark etmesi de bundan çıkıyor ama gel gör ki kendisiyle çelişircesine öldüğüne inanmıyor. Bak şimdi ayırdına vardım ama kafası daha da karışacak inanmıyor değil inanamıyor. Bana bir keresinde ‘annemin öldüğünü hatta çocuk yaştaydım babamın öldüğünü bile çok net hatırlıyorum, insan kendi öldüğünü hatırlamaz mı’ demişti, sonra cevabını da kendisi verdi ‘muhtemelen hatırlamaz, doğduğunu hatırlayan var mı ki öldüğünü hatırlasın’. İşte bu şekilde kanaate varıyordu yani bu çıkarımı yaptı ya vardığı yerden hiç şüphe etmezdi ama dedim ya yine de öldüğüne inanamıyordu.
Öldüğüne inanamamasının nedeni kendine göre tabi kendisine bir merhamet nidasıydı. İnançlı birisi miydi diye soracak olursan muhtemelen “bu kadar, kendi büyüklüğüne vurgu yapanın merhametine sığınmaktan başka yol yok” diye cevap verebilirdi. Ben sormadım hiç bu soruyu ama bu cevabı vereceğini net biliyorum, çok uzun vakit geçirdik onunla… Bakışların anlamaz oldu, dur açayım; Eğer ölmediyse yaşıyorsa ki kendisini çok inançlı olarak yani kurallara birebir uyan birisi olarak görmese de öyle yaşamasa da ‘kötü birisi değilim’ diye özetlerdi; Ve eğer öldüyse bu şeyi bu bir çeşit arafta kalma durumunu sindiremediğinden kendisine reva görmediğinden yaşıyor olduğuna ve öldüğünde tüm bunlardan kurtulacağına celladının gözüne “canımı yakmadan kes boynumu diye bakan kurban gibi” bakarak yaşıyordu eğer yaşıyorsa tabi. Galiz, ondan, tüm bu şeylerin sahibine ‘O’ derdi işte böyle korkuyordu ve öldüğüne bu yüzden inanamıyordu, ‘bunları hak etmiyorum’ diyordu, ‘yaşamanın böyle bir şey olmadığına sadece yemin edebilirim’ derdi.
‘O, kendine suç ortağı arıyor ya da yaratıyor’ derdi hep. Varoluşun böyle bir şeye hizmet etmesi işin içinden çıkılamaz bir hal yaratması lazım dimi? ‘Aslında her bir şey önümüzde serili, sonu görülmez bir ziyafet masasındayız, kim tüm bu yiyecekleri hazırladı bilinmez! Ama, madem masa önümüzde, midemizin kaldırdığı damağımızın bayıldığı şeyleri neden yemeyelim, denemeyelim. O’nun en büyük eseri, duyduklarımız, bir duymama halinin varlığının kanıtı değil mi? Peki bu durumda yaşamanın ya da ölmenin ne anlamı kalıyor, sence fındıklı sütlaca kim hayır diyebilir, bu acıkma durumu da nedir.’ Efendim,,, aynen,, Ya! Zaten bu notlarım olmasa dediklerinin aklımda kalması mümkün değil ki… Daha önce, “Galiz” dedim, “anlattıklarını yazsan mı?” şaşırdı hiç aklına gelmemiş gibi ‘çok iyi fikir’ dedi ama ben yazdığını görmedim de ona dediğimi kendim yaptım, dediklerini aklımda kaldığınca not aldım, belki suç ortağı yaratma fikri beni de celbetti, neyse o böylesini uygun gördü, bildiğim kadarıyla hiç yazamadı da işte bu şekilde bana yazdırdı, aklımda kaldığınca işte.
‘Kuyuya ne zaman girdiğimi tam hatırlamıyorum ama orta okulda kuyuyu gördüm, otuz üç yaşımda en dibindeydim ondan sonra kırk yaşı civarında durumu ancak sindirdim’ derdi. Ama daha da önemlisi ‘asıl teşhisi kendi kendime koymak zorunda kaldım, deli olmalıydım zira tersi çok farklı yerlere gider ki deli olmam daha uygun geldi bana ve tabi ondan sonra rahatladım ne de olsa deliydim sonuçta kendime göre; En azından düşündüklerimden sorumlu olmam gerekmiyordu.’ İşte böyle derdi fakat ona bir ekleme yapardım böyle dediğinde ve hep aynı şakın bakışla öylece kala kalırdı gözüme bakarak “eğer kadere inanırsan yaptıklarından da sorumlu olmazsın”, öyle kala kalırdı sanki uyuyor, biri uyandırmazsa öylece kala kalırdı bu sözüme yani o derece ama hep aynı tepki, Ha Ha! Galiz iyi şaşırırdı. Neyse, Galiz’e orta okulda otistik asperger sendromu teşhisi koymuşlar ama bir taraftan da üstün zekasın demişler. ‘Burnun harikulade orantılı, güzel ama yakışıklı sayılmazsın orta halli sayılırsın’ diye açıklardı bu teşhisi, bir tekrar durumu vardı Galiz’ de, konu buraya gelirse aynı örneği verirdi, örneklerine pek bir sevdalıydı. Neyse, Gel gör ki kendine koyduğu deli teşhisini orta okulda ona koyulan asperger sendromu teşhisi çürütüyordu ya da en azından çürütme ihtimali vardı. Bana göre Galiz ’in vardığı yeri sekiz yılda ancak sindirmesi, sindirdim demesi sadece yalandı bunu anlayacak kadar Galiz’ i tanıyordum, Galiz ‘in deyişiyle “O’ndan” çok korktuğundan deliyim diyordu, fakat bunu sadece bir şeyi gizlemek için yapıyordu, anladın mı!
Şimdi bu orta okuldayken, orta birde işte, rehber öğretmen dersin öğretmeninden izin isteyip sınıfa girmiş “Çocuklar bugün bir test çözeceğiz, tahtaya çizip öğreteceğim nasıl yapacağınızı iyice bakın” deyip tahtaya kareler çizmiş iç içe, sonra iç içe paralel çizgileri birbirine bağlayan kısa çizgiler çekmiş yani karelere çizgiler çekerek daha küçük kareler yapmış sonra da eline silgiyi alıp alt taraftan en dıştan küçük karelerden birinden başlayarak karelerin duvarlarının bir köşesini silmeye başlamış yukarıya kadar çıkıp en aşağıya sağa sola giden sonra karenin en yukarısında biten bir koridor çizmiş, en alta bu koridora başlanan yere giriş koridorun en yukarıda bittiği yere de çıkış yazmış yani bildiğin labirent çizmiş tahtaya. Silgiyi bırakıp tekrar tebeşiri almış girişten başlayarak tebeşirle çizmeye başlamış çizmeyi de çıkışa gelince bitirmiş. “İşte böyle yapacaksınız, giriş kısmından çizmeye başlayıp hiçbir duvarın, çizginin üzerini çizmeden çıkışa kadar çizeceksiniz, iki buçuk dakikanız var” deyip labirent çizili kağıtları kapalı olarak dağıtmaya başlamış “Sakın kağıtları çevirmeyin hep birlikte ben deyince başlayacaksınız” demiş. Rehber öğretmen kağıtları dağıttıktan sonra kolundaki saate bakıp başlayın demiş. Bak şimdi, bizim Galiz kağıdı çevirdiği gibi ‘öğretmenim benimki çizilmiş’ demiş. Sınıf öğretmeni yanına gelmiş kağıdı almış eline, gözüne iyice yaklaştırmış çizik falan yok “Saçmalama Galiz” diye azarlayıp kağıdı tekrar koymuş önüne, Galiz’ in sıra arkadaşı kız bakmış kağıda kıkırdamaya başlamış ardından tüm sınıf gülüşmüş. ‘Sonra iyice bir baktım kağıda elime aldım gözüme yaklaştırdım uzaklaştırdım, bu sırada diğerleri koyuldu işe, ben kağıda bakıyorum tuhaf tuhaf’ dedi. Galiz bu şaşırınca birisinin ayıltması lazım tabi, öğretmen Galiz’ in yanına tekrar ne ara geldiyse artık ‘kulağımda bir acıyla irkildim’ dedi, kulağını çekmiş bizimkinin “soruyu çözmeye başla zaman ilerliyor” demiş, bu sırada da rehber öğretmen “isteyen silgi kullanabilir eğer yanlış koridora girdiyseniz silip tekrar başlayabilirsiniz” demiş. Galiz kulağının acısıyla bir çırpıda aşağıdan başlayıp yukarıdan çıkmış sonra kağıdı tekrar eline almış gözüne yaklaştırıp uzaklaştırıyor ‘Allah Allah demek ki çizik değilmiş’ diye kendi kendine mırıldanıyor falan kağıda bakarak, bu arada sıraların arasında gezinen öğretmen bunun yanına gelerek ‘sen galiba yapamayacaksın’ deyip, Galiz’ in elinden kağıdı çekip almış’ gidip masaya, kendi masasına bırakmış. Masanın yanındaki rehber öğretmen masadan kağıdı alırken kolundaki saate bakıp “çocuklar bir dakikanız kaldı” demiş ve bizimkinin kağıdına bakmış bir süre, sonra kağıdın yanından Galiz’ e bakmış göz göze gelmişler kağıdı masaya geri bırakmış.
Rehber öğretmen okulda soruyu çözenleri toplayıp tekrar ama biraz daha zorunu koymuş önlerine, beş kişiymişler, Galiz çözmüş sadece labirenti, öğretmen aferin demiş göndermiş Galiz’ i. Birkaç gün sonra öğretmen tekrar Galiz’ i çağırmış odasına birkaç labirent daha çözdürmüş, Galiz ‘onlar daha da zordu’ demişti; Bazılarının duvarı daha kalın bazılarının daha ince hatta bazı duvarlar farklı renkte falan, üç çıkış görünüp sadece biri gerçek çıkış olanlar. Sonra yine çağırmış yanına öğretmen, bir kağıt büyüklüğünde labirent koymuş önüne beş çıkışlı ‘hangi çıkışa daha kısa yoldan gidilir’ demiş çözmüş, sonra yine çağırmış iki kağıt büyüklüğünde labirenti koymuş önüne ‘çıkışı bul bakalım kaç dakikada çözeceksin’ demiş çözmüş yine. Öğretmen sormuş nasıl çözdün diye, ‘Başladım anlatmaya’ dedi Galiz, ‘Çıkıştan başlayıp girişe doğru gittim gözümle ama labirent çok büyük sonra geldiğim yolu unuttuğumu anladım, çıkıştan tekrar başladım girişe doğru yol arıyorum ama ortalara yine unuttum, bu sefer geri dönmedim girişi çıkışı bol olan bir alanda bıraktım girişi aramayı, girişten başladım bu sefer, ortayı deminki yeri hedef aldım oraya ulaşmaya çalıştım en kısa yoldan oraya gitmeye çalıştım, yol kapanırsa geriye doğru gittim başka yoldan devam ettim sonunda ortaya geldim oradan da çıkış yolunu birkaç aramayla buldum, bir iki kere tekrar edince ezberledim kalemle çizdim’ demiş.
Bir ay kadar sonra son bir kere daha öğretmen yanına çağırmış, yanında tanımadığı bir öğretmen daha varmış öğretmeninin dediğine göre o da kendisi gibi rehber öğretmenmiş. En son çözdüğü iki kağıt boyundaki bir labirenti yine koymuş önüne ‘hadi bakalım kaç dakikada çözeceksin’ demiş. Galiz dört beş dakika sonra başlamış çizmeye, öbür öğretmen sormuş ‘nasıl çözdün’ diye Galiz bir yandan çiziyor bir yandan anlatıyor ‘daha öncekiler gibi, çıkıştan başladım girişe doğru gitmeye ortalara gelince bıraktım artık, sonra girişten bıraktığım yere geldim’ derken yeni öğretmen sözünü kesmiş ‘ya yanlış yerde bıraktıysan’ demiş, Galiz çizmeye devam ederken ‘yanlış değildir başka yollar kapalı bir yere kadar gidiyor sonra kapanıyor zaten bıraktığım yerde de bir sürü çıkış var’ demiş, çizmeyi bitirmiş ama konuşmaya devam etmiş ‘aslında bırakmadan girişe kadar devam edebiliyorum ama sonra geldiğim yeri karıştırıyorum, öylesi zor oluyor onun için böyle yapıyorum’ demiş yeni öğretmen aferin Galiz demiş. Yeni öğretmen ‘hadi biraz dinlen, artık son labirenti çöz’ demiş. Sonra son labirenti koymuşlar önüne. Galiz ‘normalde çözmüş olmam lazım ama çözemiyorum hiçbir yol girişe gelmiyor’ dedi bana, ‘çıkıştan yol bulamadım girişten başladım bu kez ama yine yol yok, sonra sorunun yanlış olabileceği aklıma geldi çıkıştan son bir kere başladım bütün yolları deniyorum ama çıkmıyor girişe varmıyor ondan sonra girişten başladım çıkışın üç kare altına kadar yaklaşabildim, neden öyle yaptığımı bilmiyorum hala, aldım kağıdı elime o çıkışın üç altındaki en yaklaşık yeri, kağıdı elime alıp ufaktan bir yırttım, öğretmenim soru yanlış çıkışın burada olması lazım dedim, çizmeye başlamamıştım daha, kaldırdım öğretmenlere baktım, bu arada kağıdı yırtarken parmağımı kesmişim kağıda kan da bulaştı, yeni öğretmenin yüzü kıp kırmızı, rehber öğretmen parmağımın kesildiğini anlamış masasının çekmecesinden yara bandı çıkardı yanına çağırdı parmağımı bantladı’ dedi, işte ondan sonra rehber öğretmen bir daha yanına çağırmamış labirent için, zaten Galiz’ de öğretmenlerin kendi hakkında konuştuklarına arada kulak misafiri oluyormuş ‘Asperger’miş’ falan diye konuşmalarına arada şahit oluyormuş teşhis dediğim bu yani. Galiz de yirmili yaşlarında anlamını öğrenmiş üniversiteye giderken, Ha! Tabi, Galiz yüksek okul okumuş aslında niyeti avukat olmakmış ama bizim Galiz tembel biraz kendi demesine göre çalışmamış sınava ama adalet yüksek okulunu kazanmış oradan avukatlığa geçerim demiş kendi kendine fakat geçememiş, Ya! Öyle işte sonra otuz yaşına kadar memurluk yapmış ben çok daha sonra tanıdım Galiz’ i de kendi demesi işte haciz memurluğu yapmış, bir sebepten istifa etmiş kafasına göre ayrılmış.
