Kabul

  • Bak göreceksin almayacağım o ödülü.
  • Ne?
  • Alacağım ama almama konuşması yapacağım.
  • Niye?
  • Ödül almak için mi yazdım.
  • Çekilsin diye yazdın.
  • Evet, o kadar.
  • Ya! Ne diyorsun? Alacağın ne malum. Beş senaryo var. Sonra çekilir belki, birilerinin radarına falan girer.
  • Olsun. Aynen öyle yapacağım. Almama konuşması yaparım.
  • Hep muhalif oldun.
  • Ya da daha iyisi didaktik konuşma yapacağım. Nasıl yazılırı kısaca anlatacağın o bir dakikada.
  • Niye, Sonra?
  • Alacağım ama ödülünüz umurumda değil diyeceğim. Ve alıp gideceğim arkama bakmadan.
  • Para hesaba yatıyormuş zaten.
  • Umurumda değil.
  • Olsun yine de yatar.
  • Yazmak hesap vermesidir arkadan gelenin öndekine…
  • Ya!
  • Matematik gibidir, üç ikiye iki bire hesap vermeden içinde eritmeden olmaz…
  • Otuz da otuzbire diye devam mı edeceksin?
  • Sonra da hepsi toplanıp sana, yazana hesap verir bu mudur düşündüğün diye…
  • On saniye de tamam yani, olur. Sıkıcı bilesin. Yanlış kişiye mi verdik diye düşündürtmeseydin insanlara. Öğretince istediğin olacak mı?
  • Olacak tabi… Doğru ya demeyeceğim göstereceğim.
  • Aha! Nasıl yani?
  • Ya şey işte gösterebiliyorsan boşuna diyalog koyma…
  • E! Nasıl?
  • Nasıl gösterebilirim, daha önce bunu yapan olmuş mudur?
  • Oyun mu oynayacaksın?
  • Konuşmadan hım!
  • Devinim?
  • Aynen ama nasıl?
  • A! Bunun için de bir ödül verirler belki.
  • Dalga geçme! Nasıl olur?
  • Temsil, teşbih.
  • Aynen! Ne yapabilirim?
  • Of! Bilmiyorum. Denge, matematik falan tamam ama nasıl, kara tahta getirip formül mü neyse, düşünmek lazım,
  • Saçmalama! Kara tahta mı kaldı.
  • Dimi! Tablet falan işi çözer. Hatta kaldır tableti göster he, orada da bi Picasso fotoğrafı tamam. Ya da dur en iyisi senaryonun nüshasını kaldır oldubitti. Aha! Nasıl?
  • Estetik? Performans diyorum. Kısa öz, güm! diye vuran. Senaryo yazmak, yazmak budur.
  • Tekrar, Tekrar, tekrar.
  • Teknik kısmı değil ama? Özü, dengesi, tasarımın mantığı.
  • Bir iki!
  • Hım, gibi. Estetik ama!
  • Abaküs! Tamam tamam.
  • İlk sanat resim falan hı! Oradan yürüsek.
  • Öküz mü?
  • Ya! Kısa, hemen, hızlıca, orada şak diye. Ucuz, basit.
  • Güldürme ya! Aman, bak ayranı döktüm, tüh leke kalmasa!
  • ….
  • Aha! Buldum, leke!
  • Ne?
  • Leke. İşte… Saçılma, dağılma. Bulaşma… İz, kir, pislik. Sirayet!
  • Bi tişört borçlusun bana?
  • Buna benzer bişey yapsam. Eee.. Elimde bi sıvı atsam mukavvaya, döksem.
  • Psikopat mısın, elinde şişe kürsüye mi çıkacaksın, ne düşünürler.
  • Dur dur, önceden yaptığım lekeli gömlekle çıkarım… Olmaz ama ya.
  • Olur olur…
  • Nereye oluyor, tepi asıl mesele, pastanın önceden yapılmışı var mı diyeceğim saçmalama.
  • Yerin dar boş ver. Al gitsin işte ya! Verirlerse.
  • Bünyeyi bellekten nasıl ayırırım bir dakikada orada net. Ayranın sanki kendim istiyor da saçılıyorum, dağılıyorum diyen mal damlacıklarını uyandırmadan. Ya da tersi, off!
  •  Hangisi?
  • Mal bünye. Malum yerim dar!
  • Tepiydi hani asıl mesele.
  • Ne fark eder aynı şey sonuçta, farkı göstereceğim… Hadi ilk sanat resim gibi ilk bellek hadi.
  • Geç mi oldu ne kaçayım.
  • Yok öyle. Yarın işin var mı?
  • Yok ama,
  • Tamam kıvrılır yatarsın da… Uyumak, Evreka!
  • İmge, doğru ya kahve falı bak, saçılma yayılma falan da var süper.
  • Ya da dur dur dur… doğum dur dur… Ana karnı. Bir hafa kalmış doğdu doğacak dur dur.

1-İÇ/İÇ/ ahaha/CEMİLENİN SALONU

Cemile salondaki kanepeye uyur gibi yayılmıştır. Rahatsız hissettiği yüzündeki çizgilerden bellidir. Cemilenin karnını görürüz hamiledir. Karnı bayağı şiştir. Oflayıp puflamaktadır kıvrıldığı yerde. Doğuma az kaldığını anlarız. Bakışımız şimşek hızında cemilenin karnından batınına içeri girer. Bir süre yol alırız ve doğuma az kalmış gözleri kapalı kerimi görürüz. Yine hızlıca  kerimin kapalı gözlerinden içeri doğru yol alırız. Artık kerimin beynindeyizdir. Bembeyazdır her yer hiç bir şey yok. Zifiri beyaz. Birkaç saniye böyle kalırız. Sonra bir ses gelir derinlerden ve zifiri beyazlık kararır gibi olur hafiften, kontrast görürüz bulanık olarak. Dışarıdan gelen ses yükseldikçe bulanıklık azalır kontrastı iyice seçmeye başlarız. On saniye böyle devam ettikten sonra dışarında gelen sesi iyice seçeriz artık bu cemilenin inlemesidir ve tam bu seçme anında artık kontrast tam bir zıtlığa döner her yer siyah beyazdır, bu satranç tahtasını çağrıştırır ve tam bu anda kerimin beyninden kapalı gözlerinden hızla çıkarız. Göz kapaklarının hafiften titrediğini seçeriz ve doğumuna az kalan kerimin huysuzlanırmış gibi kolunu ayağını kımıldatır. Hızla cemilenin batınından çıkarız ve karnından yukarı başına doğru seğirtmeye başlarız uflama ve hızlı hızlı nefes alma sesleriyle birlikte cemilenin sonuna kadar açılmış gözlerini görürüz.

Kestik.

  • Fena değil. Sahnede?
  • Aynen sahnede…
  • Kim bu kerim.
  • Kerim… Kerim…
  • Sahneye nasıl taşıyacaksın asıl soru bu.
  • Kerimi büyütsek mi biraz ama neden?
  • ….
  • Ya bulacağız işte insandan yola çıkıyoruz, kerimi doğurduk. Hoşuna gitmediyse doğurmayız, hatta cemile hiç hamile kalmaz.
  • Hoş geldin kerim. Bir sen eksiktin… eee.
  • Kerim büyüsün biraz ne dersin.
  • Ooo süper gelsin de buraya boş işleri bırakıp üç beş sekiz oynarız, nerede elli iki.
  • He?
  • Kumara oynarız diyorum çağır da gelsin.
  • Kumar? Haa hoşuna gitti bayağı he, merak falan ettin sanki. De kerim kumar oynar mı acaba?
  • Soralım kendisine.
  • Kumar… Kumarbaz…Dostoyevski.
  • Toprağı bol olsun o da uyar hahah…
  • Okey?
  • Olur, işte dördüncü kerim hahahah.
  • Hahahah.
  • Sen anlamazsın ya neyse.
  • Bilirim ama çok oynamadım ama bilirim. Hatta iyi oyuncuları seyretmeyi de severim, severdim. Dostoyevski… Kumar sekansı mı denesek… Birader de fena oynamaz iddialıdır da...
  • Deneyip de ne olacak… Kerim kumarcı mı?
  • Liseye gidiyoruz o zaman, genciz. Çikolatasına tostuna falan kumar oynuyoruz arkadaşlarla. Oturduk masaya, kaybettim tatbikî hahaha. Kalktım yana geçtim, yerime bi arkadaş oturdu. Sıkıldım sağı solu kesiyorum. Yan masada da tanıdığım ama bizden yaşça büyükler var, selam verdim yanlarına oturdum. Okey oynuyorlar. Başladı el, yanımdakine de fena taş gelmedi. Altı yedi döndü oyun, teke düştü adam. Derken iki el falan daha döndü sol kol üstündeki bitti. Yanında oturduğum, solumdaki adamın adı Ali. Solundakinin bittiğini görünce bastı yaygarayı karşısında oturana. Ama ortak değiller herkes tek. Senin elin o taşı atar mı diye. Alinin yüzüne baktım gayri ihtiyari ne diyor bu diye. Tekrarladı senin elin o taşı atar mı, bakacağım eline dedi, der demez karşısındaki vurdu istekasına dağıttı taşlarını ne diyorsun sen dedi, elimi benden iyi mi biliyorsun. Ali hile yapıyorsunuz diye çıkıştı sesinin tonu da sertleşti. Devam etti Ali, senin elin o taşı atmaz dedi kendi istekasına vurdu taşları devirdi bir kısmı da karşısındakine sekti. Derken bağrışmalar çağrışmalar falan kahveci geldi kovaladı bunları. Çok sonra Aliyle ahbap olduk, o olayı hatırlattım nasıl anladın hile yaptıklarını dedim. Attığı taşlar aldığı taşlar belli, sağdan soldan çıkan taşlardan işine gelenler için de oflayıp pufluyor, cam gibi ortada eli. Bitemeyeceğini anladı galiba, işine yaramayan taşı solundan aldı iki üç el sonra attı adam da aldı bitti basit, ortaklar işte iki paket sigara için.
  • Sayıyor taşları.
  • Saymak da ne, adamların mimiklerine kadar, nefes alıp vermelerine kadar ne ararsan var takipte. Müthiş.
  • Dikotomi.
  • ……
  • Taşların sayısı belli, sıkı hafızayla olur.
  • Bok olur amına koyim! Bizde niye olmuyor. Adam şehvetle bütün benliğiyle oynuyor, âşık oyuna… Dikotomi. Evet, Dikotomi ama yetmez, senin oyunculuğun gibi benim yazmam gibi âşık adam, tek çıkar yolu yenmek, tutkusuz olmaz. Kendini kurban etmiş oyuna, adamış.
  • Diyorsun.
  • Aynen diyorum.
  • Sanatçı maşallah.
  • Sayılır neden olmasın, işine âşık kişi biraz sanatçıdır. Yenmek güzeldir, güzel estetiktir. Sıkıysa gerçekte sen bağır bakayım, Hile yapıyorsun! diye, he, yer mi?
  • Ne alakası var?
  • Var, biraz var! Yersin kafana istekayı… Raconu bileceksin, boş boş bağıramazsın. Arkasını da gerekirse dolduracaksın. Ne farkı var benim işimden, kelimeyle cümleyle geçti ömrüm, ne farkı var?
  • Abarttın sanki biraz.
  • Neyse.
  • Kerim kumarcı o zaman.
  • Haa Kerim… Yok yok kerim kahvede çalışıyor hatta aynı kahvede, istekası da var ama bilardocu.
  • Güzel güzel, yerimiz de genişledi.
  • Bi kahve içer miyiz?
  • Uyku?
  • Çok ayran içtik az açılırız.
  • Sade.
  • Tamamdır, o zaman yaparken kerime bakalım o ne yapıyor.
  • Bakalım balım.
  • Kerim on yedi yaşını doldurdu, liseden sonra okumadı, istedi ama maddi durumlardan dolayı çalışmayı daha uygun buldu hem açıktan da okuyabilirdi, sınava girmeyi düşünüyordu. Evine yarım kilometre uzaktaki kahvede çalışmaya başladı zaten okuldan sonra da buraya takılırdı çoğu zaman, yabancılık çekmedi. Büyükçe bir kahvehaneydi ikinci katında kumar oynanır alt katta üç beş masa vardı kumar için geri kalan kısımda dört tane bilardo masası. Bilardo masalarının ortasında duvar dibinde kasa vardı hesaplar burada ödenirdi, gerçi kumarcılar masada öderdiler.
  • Yakışıklı mı boyu posu?
  • Ehh işte kendi çapında, gideri var hahaha. Neyse. Kerim sabah yedi buçukta gelir paspas çeker, masa örtülerini sirkeler, öteberi ne varsa tozunu alırdı, haftada bir gün, ön cephenin tamamı camdı, yıkardı, on metre civarında. Temizlikten sorumluydu akşam da o kapatırdı. Kumar masasını toparlar kâğıtları, istekaları, tavlayı falan o getirip götürürdü. Akşam onda herkes çıkar, yarım saat falan sağa sola çeki düzen verir dükkânı kapatır eve yollanırdı. Ha bir de dükkânın girişinde altı tane atari, oyun makineleri vardı, onlarında tozunu alırdı. İşi bitince çıkmadan, kasadan jeton alır oyunlarla biraz vakit geçirirdi. Çay ve tosta o bakmıyordu. Kasada arada durduğu oluyordu patronun işi çıkarsa falan. Kumar masasında hesabı alırdı. Çay tost siparişlerini de o söylerdi aşağıya, servisi bazen kendisi de yapardı. Gerçi ikinci katın arkası dükkânın içine, bilardo masalarına baktığı için müşteriler yukardan aşağıya sipariş vermeye alışmışlardı, hani işine de geliyordu kerimin. Lisedeyken kendisi de aynısını yapardı. Neyse. Merdivenin altında dört metrekare civarında çay ocağının olduğu oda vardı bir de tost makinası, küçücük de bir penceresi havalandırma işi görürdü. Mutfağın karşısında öbür köşede tuvalet vardı mutfaktan birazcık küçük, burayı da kerim temizlerdi. Alaturka tuvalet, ufacık lavabo, kapısı dışa doğru açılırdı içerisinin darlığından dolayı. Musluğa hortumu takıp üç beş dakikaya fırçalardı her akşam. Otuz kırk santimden kare bir ayna vardı tuvalette, enteresan kerim kendini daha bir yakışıklı bulurdu bu aynada, neden sonra dikkatini çekmişti tuvaletin ışığı sarı, bir de evde bakardı aynaya orasının beyaz bundan olacaktı. Kerim gel zaman git zaman atarilerden sıkıldı. Akşamları işini bitirince bilardo masasına dadanmaya başladı. Kendi kendine oynardı. Dört masadan hangisinde top varsa ki Amerikan sevmezdi, üç topa merak salmıştı eskiden beri, müşterilerin bıraktığı yerden devam ederdi, hep beyaz topla. Fena da oynamazdı lisedeyken. Beyaz topla üç bant önünde hazır duran pozisyonda başlardı, bazen alırdı sayıyı ama çoğu kez alamazdı kalan pozisyonda yine beyaz topla devam ederdi. Bundan da sıkıldı, toplara boş boş vurmaya başladı. Daha sonra müşterilerden kalan pozisyonu sayı yapana kadar topları aynı pozisyona geri sokmaya başladı.
  • Ooo, işler karışıyor
  • Aynen, kahvelerde tamam.
  • Eyvallah.
  • Derken bu şekilde üç dört ay falan geçti ve bayağı geliştirdi tekniğini. Gün içinde iyi oyuncuların da geldiği olurdu, işleri hemen bitirip bir köşeden seyrederdi bir şeyler kapmak için. Artık pozisyonları üç dört farkı şekilde sayı yapmaya başlamıştı. Bayağı mutluydu bu sıralarda hatta kendisini iyi oyuncularla sınamak istiyordu. Sabahları da hızlıca temizliği bitirip on on beş dakika akşamdan kalan pozisyonları sayı yapmaya çalışıyordu hatta akşam çözemediği pozisyon varsa sabaha kadar rüyasında bilardo oynuyordu, koştura koştura dükkânı açıyor üstün körü beş dakika temizlik yapıp girişiyordu pozisyonu çözme işine. Kendini iyice kaptırdı. Dükkâna gelen kimsenin kendisini yenemeyeceğine emindi artık, gelenleri tanıyordu tekniklerini ne yapabileceklerini ezberlemişti bile.
  • Dikkat kerim.
  • Bu böyle devam etti sonra bir sabah yine koştura koştura dükkâna geldi akşamdan alamadığı sayı için. İstekayı aldı eline, temizliği unutmuş gibiydi. Rüyasında bulduğu çözümü denedi olmadı. Topları aynı yerlerine titizlikle koynu, daha da yoğunlaşarak vurdu ama yine olmadı. Olmadı olmadı. Sonra çaycı geldi. Temizlik aklına geldi, beş dakikada koştura koştura bitirdi işini derken patron girdi kapıdan neyse yakalanmadı.
  • Dedim ama kerim.
  • Akşama kadar kendini yedi bitirdi, saat on olsun şu işi bitireyim diye. Neyse akşam geç de olsa oldu, topları yerlerine koydu ama sayı yine olmadı on bire kadar. Kapadı dükkânı eve yollandı. O gece rüya görmedi ama sabah içinde bir huzursuzluk vardı, neden olmuyor. Temizliğini bitirdi, topları o pozisyona getirdi, gitti istekayı aldı, geçti topun başına tam vuracak o da ne, elini ileri geri sallarken istekanın alıştığı ağırlıkta olmadığını anladı. Gitti değiştirdi istekayı, eline uymadı, sonra gitti bütün istekaları toparladı yanına hepsini ileri geri salladı ama yine bulamadı alıştığı istekayı. Koydu hepsini yerlerine. Oturdu düşündü isteka nereye gitti, acaba ben yokken kırıldı mı? Ama ben seçmiyordum ki masanın önündeki ilk istekayla başlıyordum oynamaya, hepsi aynı olmalıydı, herhalde aynı istekaya aylardır denk gelmiyordum. Çözemedi durumu. Sağ elini yokladı acaba bende mi bir gariplik var diye kaldırdı indirdi kolunu, dirseğini büktü, yumruk sıktı pazusunu sıktı, sol eliyle sağ elini yokladı. Anlamadı bişey. Akşam oldu, gözüne kestirdiği bir istekaya işaret koydu, görünmeyecek şekilde ama aradığında da kolayca bulabileceği gibi.
  • Helal kerim.
  • Üç dört gün sonra istekaya eli alıştı, artık eskisi gibi oynamaya başlamıştı, rahatladı ama o pozisyonu unutmuştu, kendi kendine hayıflandı, keşke çizseydim kâğıda. Sabah geldi, temizlik yaptı akşamdan kalan pozisyon için masanın başına geldi ama bir terslik vardı, bu akşamdan kalan pozisyon değil sanki. Diğer masalara baktı yok onlar hiç değildi, Allah Allah acaba pozisyonları mı karıştırdım diye düşündü. Öyle olduğuna karar verdi, vurdu aldı sayıyı, sonra başka şekilde, sonra başka şekilde.
  • E çözdü artık bilardoyu galiba.
  • Aynen
  • Bir sınasa mı ustalığını?
  • Yine aynen ama nasıl?
  • Arkadaşı falan…
  • Dimi başka kim olabilir ki! Yakınlar, yakınlar kendimizi sınamaktan başka ne işe yararlar ki, bakalım kim iyi. Ama kerimi keseceğini sanmıyorum, ustalardan biriyle mi maç ayarlasak?
  • Aynen ama nasıl!
  • Bir deneyelim bakalım…
  • Artık tek derdi sayı yapmaktı, farklı şekillerde sayı yapmayı bıraktı, tekrar da etmiyordu her zaman sayı yapamazdı sonuçta. Ama bir sıkıntı vardı, rüyasında mı oynuyor gerçekten dükkânda mı, bunu kestiremiyordu. Bir gün o ustalardan biriyle kendini maç ederken buldu, patron kasada oturduğu yerden kendisine göz yaptı sıkıntı yok gibisinden ama nasıl olur iş var, bir daha baktı aynı işaret. Usta sayıyı kaçırdı, beyaz topun arkasına kerim geçti 12 sayı yapmıştı kaş ile göz arasında. Usta oturmuş ikinci sigarasını bitirmek üzereydi kerimle göz göze geldi, başını istemsiz ileri geri salladı, dudaklarını ısırıyordu sanki. Tüh sayıyı kaçırdı kerim. Patrona baktı yerinde yok, merdivenlerden yukarı çıkıyordu, İstekayı duvara yasladı. Usta topların başında istekasının ucuna tebeşir sürerken nasıl atış yapacağını düşünüyordu… Kerim hemen geliyorum deyip lavaboya gitti elini yüzünü yıkamak için, yaktı lambayı, kapattı kapıyı, musluğu açıp avucunu suyla doldurdu, vurdu yüzüne, bir daha, bir daha, derin nefes alarak kaldırdı başını, aynaya baktığı sırada bir cızırtı başladı, ışığa baktı cızırtıyla eş zamanlı yanıp yanıp sönüyordu hızlıca. Aynaya döndürdü bakışlarını yüzünü buruşturdu, sanki gördüğünü beğenmemiş gibi. Anlamsız bir takım sesler duymaya başladı dışardan, yüzüne bir daha su vurdu. Lamba cızırdıyor, dışarıda sesler artarak devam ediyordu, iki eli yüzünde, gözündeki yüzündeki suları sildi. Aynada kendini yine beğenmedi, dışarıda sesler iyice arttı, tamam çıkıyorum anne diye seslendi kapıya doğru bağırarak. Kapıyı çekti gelmedi, bir daha çekti yine gelmedi gayri ihtiyari itti, açıldı. Masalarda bilardo oynayanlar istekalar ellerinde yukarıya bakıyorlardı, atariciler de oyunları bırakmışlar. İkinci masaya, az önce oynadığı yere baktı, iki usta ellerinde istekalar üs katta ne olup bittiğini anlamaya çalışıp aralarında konuşuyorlardı. Afalladı kerim, beş on saniye kadar az önceki rakibine baka kaldı. Bütün dükkân yankılanıyordu bağırış çağırışla. Yalpalayan adımlarla merdivenlere yöneldi üst kata çıktı, kavga çıkmıştı çaycıyla patron kavgayı ayırmaya çalışıyordu hemen kendini kavganın ortasına atıp ayırmaya çalıştı ama kim kime vuruyordu, patron var gücüyle haykırdı ulan başımı belaya sokmayın siktirip gidin ne işiniz varsa dışarıda görün deyip tuttuğunu savuruyordu. Kavga edenlerden biri elinde küllük diğerinin kafasına hamle etti, adam kendini geri çekti, ıskaladı, kerim o anda yüzüne doğru gelen küllüğü fark etti kafasını sakındı, sol alt dudağını sıyırıp sol omuzuna olanca hiddetiyle indi demir yumruk. Islık çalar gibi ah diyebildi sadece Kerim, kıçının üzerine olduğu yere düştü, diğeri ulan şerefsiz deyip yumruk savurdu elinde küllük olana, denk getiremedi. Diğer masalardakiler de olaya müdahale edince ancak kavga ayrılabildi. Kerin düştüğü yerden kalktı, kavgacıları yaka paça dışarı atmaya çalışan patronunun arkasında merdivenlerden indi, patron bir daha burada görmeyeceğim sizi diye haykırarak itekliyordu. Kerim kapıdan küfürleşerek dağılan kalabalığa bakarken yüzüne esen soğuk rüzgârla ancak kendine gelebilmişti.
  • Fena! Sıkıntı büyük. Yahu bu deminki okeycilerin masası olmasın, adam yakalamıştı hileyi, kahveci gelip kovalamıştı hepsini.
  • Mümkün.
  • ­­­Bir ben duydum o ah sesini, yılan tıslaması gibi ahı. Gerçekten bak. Yemin bile edebilirim… Ne yapsın Kerim, ne yapar Kerim he? Yumruk atanın peşine mi düşer, kıstırıp ıslak sopayla beline beline indirir mi? Ama kavga onun değil ki başkasının, sadece denk geldi, o olmasa başkasına denk gelecek, kesin bak. Fısıldayan ah, tıslayan ah, unutur belki. Müşteri sonuçta, iş lazım di mi? Patron kızar kesin. Patron duymuş mudur ahı. Ya da şöyle diyelim ahı duymayan var mı? Tıslayan ah.
  • Canı yandığı kesin.
  • Yanmaz mı? Sol kolunda bilardo oynarken, tam topa vuracakken bir sızı belirir, topa artık istediği gibi vurmaz. Enteresan ama sadece bilardo oynamasına engel gibi. Yumruk değil güdümlü füze mübarek, kolunu masaya paralel uzatınca tıslayan ah o ilk anki gibi dudaklarından dökülüyor.
  • Doktora falan gitse ya.
  • Gitmedi ihmal işte, geçer meçer dedi vesaire. Ama asıl olay bu değil ki. Zaten normal hayatta isteka tutar gibi durmak da gerekmiyor pek, hahaha. Neyse! Dudağı, enteresandır, o çarpan yer olur olmaz sızlamaya başlıyor, bir saat iki saat üç saat. Acı yok ama uyuşukluk gibi bişey. İnsan dudağını nasıl hisseder de uyuşukluğunu anlar o da başka bir mevzu ya. Öyle işte tuhaf.
  • Dudak?
  • Dudak, sol alt köşe.
  • Ee bu mudur?
  • Ne o, beğenmedik galiba. Hadise mi istiyorsun.
  • ….
  • Bak şimdi; Çıkacağım sahneye; Gayet uygun kıyafetle; O bronz plaketi alacağım; Mikrofona eğilip; Sağ elimde plaket; Hemşireler gibi; Ses etmeyin yapacağım; Sol elimle; Hafif sola doğru ama.