Tuhaf: Açım, açsın, aç…
Kafi: Yeten, yeterli, yetme. Yuvarlak şey, tüm, hep. Yetişen, elveren, kifayet eden. Kifayet: Yetme, yetişme, yardıma yetişme, yetti. Bir işi yapma husûsunda başkasına ihtiyaç göstermeyecek güçte olma, yeterlik, iktidar. Yeterli: Bir işi yapma gücünü sağlayan özel bilgisi olan, kifayetli, ehliyetli,bir görevi, işlevi yerine getirme gücü olan, etkisi olan. İktifa: Yetinme, yeterli sayma, kifayet etti, yetti. Salahiyet: Uygun olma, işe yararlık, geçerlilik, yeterlik, yetki, yetkinlik. Oturan, oturmak, ikamet etmek. Sulh: Barış, iyi olma, uygun ve yararlı olma, uyma, geçerli olma, başarma, hali vakti yerinde olma, uygun olma. Kafir: Tanrı tanımayan, örttü, kararttı, kendisine yapılan bir iyiliği inkâr etti, nimeti yalanladı. Dinsiz, köylü. Küfür: Nankörlük etme, nimeti inkâr etme, dini inançları reddetme, örtme, karartma, nimeti inkâr etme, örtme, gizleme, suçunu silme. Kefaret: Suçunu örtme, suç veya günaha karşılık bedel ödeme, örttü, kararttı, örtme, suçu veya bir yükümlülüğü ortadan kaldırmak için ödenen bedel, silme. İkiye bükmek, ikiye katlamak, ikiye bükmek. Ehil: Bir yerde ikamet eden, hane halkından olan, eşler, yerli halk, uygun, layık, kalifiye, evlenme, bir yere yerleşme, iskân etme, bir yerde ikamet etti, kondu, yerleşti, evlendi, komşuluk etti. Evcil. Mehil: Yavaştan alma, erteleme, yavaştan aldı, acele etmedi. Mahal: Çözme yeri, durma veya konaklama yeri, konak, durak, çözdü, durakladı. Hal: Çözme, bağlı olan bir şeyi açma. Çözüm, çözdü. Müdevver: Daire şekline konmuş, yuvarlama, döndürme, dolaştırma. Devredilen. Devir: Dönüş, döngü, zaman, çağ, döndü. Devretmek: Dönmek, kendi mihveri etrafında hareket etme, bir şeyin çevresinde dolaşmak, dönüp dolaşmak, bir yerden bir yere aktarmak, nakletmek, Kendi üzerinde olan bir mal, eşya veya hakkı Başkasının üstüne geçirmek, olduğu gibi başkasına vermek, başka birine teslim etmek. Mihver: Etrafında dönülen şey, eksen, dönme. Eksen: Mihver, dingil. Aks: Eksen, dingil, üzerinde tekerleklerin döndüğü mil. Seksen: Sekkiz on. Kaldırmak, yükseltmek. Sekiz: Sekiz sayısı. Kaldırmak, yükseltmek. Mil: İğne veya şiş şeklinde şey, tekerlek ekseni, yol kenarına dikilen dikilitaş. Kutup: Eksen, aks, kutup, tasavvufta en yüksek mertebeye erişmiş kişi, kaşlarını çatma, bir noktaya toplama, konsantre etme. Çark: Tekerlek, çark, döngü, devir, ekseni etrafında dönmek, yuvarlanmak. Merdane: Mil, şiş, eksen, dönmek, döndürmek. Hamur açmakta kullanılan silindir şeklinde çubuk, oklava. Versiyon: Bir metnin yazılış ve yorumlanış biçimlerinden her biri, çeviri, yorum, tevil, dönmek, döndürmek, çevirmek, dönmek, döndürmek. Baskül: Bir eksen üzerinde oynayan çubuk, tahterevalli, her çeşit terazi, tepmek, tekme atmak, dövmek, kıç, arka. Ağır yükler için terazi. Batarya: Top takımı, pil takımı, vurma çalgılar takımı, dövmek. Belli sayıda toptan oluşan takım. Pil takımı. Akson: Sinir hücresinin sinirsel uyarıyı ileten uzantısı, eksen. Klakson: Otomobil kornası markası, bağırmak. Klarnet: Bir nefesli çalgı, çalgı yapımcısı. Yüksek ses, açık, berrak, aydınlık, bağırmak, yüksek sesle çağırmak. İddia etmek, dava etmek. Sav: Söz, hikâye, kıssa, iddia, tez, haber. Öne sürülüp savunulan düşünce, iddia, tez, müddeâ. Savmak: Uzaklaştırmak, hedeften saptırmak. Savcı, sözcü. Gitmek, uzaklaşmak. Salmak: Sallamak, sarkıtmak, bırakmak, azat etmek, göndermek. Serbest kalmak, çözülmek, boşanmak, sarkım, sarkmak. Sarkmak: Salınmak, sallanmak, boş ve gevşek kalmak. Sarkmış şey, salkım. düşük, sarkık, salkı. Sarkım. Sarkık, sarkıtmak. Sap: Bıçak veya kılıç kabzası, delmek, sivri bir şey sokmak. Bıçak veya kılıcın elle tutulan kısmı. Cinsel açlık çeken, bekâr. Kabza: Tutuş, kavrayış, avuç, kılıcın sapı. Kabz: Tutma, kavrama, eliyle sıkıca tuttu, kavradı, tutukladı, sıktı, peklik çekti. Toplama, bir araya getirme, birlik, bir araya gelme. Rezonans: Çınlama, yankı, çınlamak, yankılanmak, ses çıkarmak. Re: Geri gelme, tepme, yineleme, yansıma, yankılanma. Sonar: Ses dalgalarıyla mesafe ölçen cihaz, ses çıkarmak. Jiroskop: Ekseni etrafında dönerek dengeyi sağlayan bir alet, dönme, gözlemek, gözetmek. Ciro: Dönüş, döngü, ticarette bir senedi başkasına devretme, dönüş, döngü, tekerlek. Skop: Gözetleyen, gösteren, gözetlemek, seyretmek, gözlemek. İspiyon: Sasus, gözetleyen, gözcü, gözetlemek, seyretmek, gözetlemek. Hafiye. Gözden geçirmek, incelemek. Hafiye: Gizli kapaklı şey, sır, insan yiyen bir tür cin. Gizli şey, sır, gizli polis ajanı, gizli teşkilat, gizli polis örgütü. Hafi: Gizli, gizlendi, saklandı, örtünme. Hafif: Ağır olmayan, hafif olma, hafifleme. Tuhafiye: Hediyeler. Giysi aksesuarı, hediyelik eşya satan. Fırtınaların atası olan dev, kasırga, sağanak. Tuhaf: Hediyeler, hediye, özellikle nadir ve emsalsiz bir hediye. Garip, acayip, nadir ve emsalsiz. Fırtınaların atası olan dev, kasırga, sağanak. Muhavere: Karşılıklı soru ve cevapla konuşma, sohbet, felsefede diyalektik, dönme. Mihver: Etrafında dönülen şey, eksen, dönme. Kardinal: Başlıca, en önemli, merkezi, Katolik kilisesinde bir makam, başlıca, en önemli, mihver, eksen, kutup. Karbonhidrat. Uma: Su, ab, yuvarlak şeyler, baş. Bütün: Bitmek, tam, bitmiş olarak, kâmil, olgun, kemale ermek. Bitmek: Tamamlanmak, bütünlenmek, kemale ermek, olgunlaşmak, bütün. Cemal: Güzellik, bütün idi, eksiksiz idi, güzel idi. Toplama, bir araya getirme. Cemile: Güzel kadın veya şey, tam ve bütün idi, güzel idi, ay adı. Kül: Tam, bütün, tamlık, bütünlük, bütünsellik, tam olma, bütün olma, mükemmel olma. Şekil: Biçim, form, tamamlama, biçimleme, son şeklini verme, tam, bütün. Daima: Devamlı olarak, devam eden, hep. Daim: Devam eden, devamlı, devam etti. Devam: Sürme, sürdü, kaldı, devam etti. Berdevam: Sürekli olarak, devamlı. Baki: Kalan, kalıcı, kalma. Beka: Artma, arta kalma, kalıcı olma. Müzmin: Süreğen, kronik, süreğenleşme, kalıcı hale gelme. Zaman: Süre, vakit, belirli bir gün ve zaman, an. Yetenek: Kimsenin bir şeyi anlama veya yapabilme vasfı, marifet, beceri, hüner, kabiliyet, kabiliyet, marifet, hüner, beceri,duruma uyma bahsinde organizmada bulunan ve doğuştan gelen güç. Yetmiş: 7. 70 sayısı. Şah: Kral, hükümdar, muktedir olmak, gücü yetmek. Mümkün olmak, mümkün edebilmek. Mümkün: İmkânlı, olabilme, mümkün olma. İmkan: Güç, potansiyel, olanak, imkân verme, mümkün olma. Bir tür kadeh. Temkin: Güçlü kılma veya olma, pekişme, ayağını sağlam basma, güç, kudret, güçlü olma, pekinme. İktidar, kudret, sağlam iradeli olma veya kılma. Temyiz. Temyiz: Ayırma, Ayırdetmek, ayıklama, arıtma, ayırdı, ayıkladı, seçti. Resim. Temayüz: Ayrılma, öne çıkma, seçme, ayırma. Seyir, seyran. Temiz: Seçme, ayıklama, arıtma. Pak, Tahir, temizlemek. İhtimal: Tahammül etme, tolere etme, taşıma, olasılık olarak tanıma, mümkün görme. Olabilirlik. Haml: Taşıma, yük taşıdı, yüklendi. Taşıma aracı, evrak çantası, uçak gemisi. Hamle: Yükleniş, atılım, saldırı, yüklenme. Davran: Seğirtmek, hamle etmek. Tavşan. Tapmak: Bulmak, kulluk etmek, koşuşmak, seğirtmek, koşmak, etrafında koşan, kul. Pervane. Hız: sıçrama, hamle, Fırla, kalkmak, sıçramak. Hamle, hücum, hiddet, şiddet, sürat. Tez: Keskin, sivri, süratli, kaçmak. Keskin, sivri. Tiz: Keskin, sivri, dik, Süratli, keskin veya sivri olmak. Atak: Saldırı, saldırış, hücum, hamle, akın. Meydan okumak, hak iddia etmek, saldırmak, kazık, sopa. Yıldızlar aracılığıyla gelecekten haber verme. Gambit: Satrançta feda hamlesi, çalım, çelme takma, bacak. Jambon: Tütsülenmiş domuz budu, but, bacak, bacak, özellikle hayvan bacağı, at ayağının bükülen kısmı, bilek eklemi veterinerlik terimi, eğmek, bükmek. Türk evlerine mahsus kafes. Kambur: Sırtı bükük kişi, kambur, eğmek, bükmek. Oda, kamara. Şayan: Mümkün, uygun, layık, mümkün olmak, uymak, muktedir olmak, gücü yetmek. Öğrenci. Kafile: Kervan, konvoy. yuvarlak şey, tüm, hep. Kafiye: Beyit, şiirde kafiye, peşinden gitme, izleme. Örtme, gizleme, nimeti inkâr etme, tanrı tanımayan, dinsiz, köy, köylü, dinsiz, tanrısız. Kefil: Bir borcu üstlenen. Kefalet: Kefil olma, garanti, güvence, kefil oldu, garanti etti, güvence verdi. İkiye bükmek, ikiye katlama, ikileme, yedekleme, çift olma. Mesnevi: Her iki mısraı birbiriyle kafiyeli beyitlerden oluşan manzume, ikilenmiş, ikili, ikiledi, ikiye katladı. Sani: İkiye katlayan, ikinci, iki, ikiye katladı. Saniye: İkinci şey, ikincil, ikinci. Saatin ikinci derece bölümlerinin her biri, dakikanın altmışta biri. Saniter: Sağlığa ilişkin, sağlıklı. Seci: Kafiyeli düzyazı, aralıksız uzun süre öttü veya konuştu, delirdi, sayıkladı, kudurma, çıldırma. Kudurmuş gibi söz söylemek.
