Hafriyat

Taci bardağında kalan son yudumu içip bardağı masadaki tabağına yerleştirmeden arkasına dönüp garsona seslenir ‘’canım çayı tazeler misin,’’ önüne döndüğünde karşısında oturan Selim’i yeni fark etmiş gibi arkasına yarım dönerek ‘’iki olsun,’’ dedi ve bardağı tabağına bıraktı.

‘’Anlat bakalım şimdi, neymiş,’’ dedi Taci, başı önüne eğik boş bardağa bakarken. Selim’in ağzından telaşlı kelimeler sağa sola çarparak dökülür ;‘’ Kamyon sahaya gelecek, bariyeri kaldırmadan bilet soracağım, ucunu yırtıp saklayacağım, yüküne göz atacağım, ona göre dökeceği yeri göstereceğim, şoförle samimiyet kuracağım, hafriyatın nereden geldiğini çaktırmadan öğreneceğim.’’ ‘’Siyah plakalı gelirse?’’ Dedi Taci.

‘’Onlara bilet sormayacağım’’ dedi selim telaşla yine. ‘’Bak iyice dinle,’’ dedi Taci, çayından bir yudum içti, Selim telaşla konuşmasını sürdürürken çayların geldiğinin farkına bile varmamıştı, sıcak bardak elinde, bir kaşı diğerinden hafifçe yukarıda, sol elinin işaret parmağını Selim’e doğru uzatarak ve saydığı maddelerin sonunda parmağını ona doğru sallayarak başladı konuşmaya ’’zaten kepçe kullanmayı biliyorsun, sahada tehlike de yok, olmadı bir ara ehliyet de aldırırım. Her hafta muhakkak o hafta gelen hafriyatı aktaracaksın. Demir olan molozları kırıp demirlerini alacaksın, hurda metalleri ayıracaksın bir kenara, içinde metal, kablo olan şeyleri yakıp içindekini ayıracaksın ama yakma işini akşama bırakmadan yapacaksın, bunları biriktirip her hafta cuma akşam gelen hurdacıya kilo işi satacaksın. Ha! Bu hurda işini ben yapamam dersen başka ama senden önceki eleman Kenan kendisi yapardı, aldığı maaşın bir mislini belki iki mislini çıkardığı da olurdu duruma göre.’’ Dedi. Selim atıldı ‘’yaparım abi.’’ dedi.

Çayları içip masadan çoktan kalkmışlar, Taci direksiyonda Selim sağında döküm sahasına yol alıyorlardı. Taci durmadan ne yapacağını anlatıyordu, arada Kenan ismi de geçiyordu ve sesler daha yüksek perdeden çınlıyordu Selim’in kulağında; bu sırada yemeğin ağırlığından mı ya da iş bulmanın hafifliğinden mi bilinmez, mahmurluğundan ayılır gibi oluyordu ya yine de pek uzun sürmüyordu bu ayıklık, anlamaz oluyordu Selim tekrar.  

Taci telefonla ‘’iş ister misin?’’ diye sorduğunda Selim ‘’ne yapacağım abi?’’ demişti, Taci gecikmeksizin, alışkanlıkla ‘’düzlükte çalışacaksın, bildiğin işler.’’ diye geçiştirmişti. Göz açıp kapayıncaya kadar düzlüğe varmışlardı ya da Selime öyle gelmişti. Arabadan inerlerken Taci kafasıyla yıpranmış, boyası solmuş, yer yer çökmüş konteyneri işaret edip ‘’kalacağın yer.’’ dedi, ‘’yatağı döşeği değiştirttim, bir bakarsın eksik varsa söyle gönderteyim.’’ dedi.

Ee Bitti.