“Sermed bey şöyle buyurun lütfen” sermed gösterilen koltuğa yönelir kapıdan, “üstadım hayırdır” der sermed, salim bey “hayırdır hayır, çay içer miyiz” sermed “olur efendim, açık lütfen” der. Salim telefondan siparişi verir “iki çay lütfen, biri açık” der telefonu kapatır, salim bey “müjdemi isterim tayininiz çıkmış” der, sermedin yüzü buz kesmiş gibidir “efendim bir yanlışınız olmasın ben tayin istemedimki” der.
Mail atım görmediniz galiba, bana da yeni dün bildirildi, bir saniye mailin çıktısını alayın hemen,,, elektronik imzalı” der salim, bu sırada çaylar gelir. Salim yazıcıdan çıktıyı alır sermede uzatır “buyrun” der. Sermed şaşkın şaşkın kağıdı alır, salim konuşmaya başlar, sermed elinde kağıt okumaya başlayamadan salimi dinler “Efendim malumunuz yeni tasarruf uygulamaları, tedbirleri kapsamında, hem de piyasaların daha rantıbıl işlerliği açısından çeşitli sektörlerdeki firmalara hem de efendim ki bu gizli bilgidir” der, “tabi efendim” der sermed, salim konuşmasını daha ciddi bir tavırla sürdürür “bu vesileyle ileride çıkacak olan yeni vuk kanunuyla sektörel asgari vergi uygulamasının da bir ön tespiti açısından ki bence esas konu bu gibi” der, sermed bir “hım!” yapar, salim konuşmasını sürdürür “işte bu cihetler ile sizin de tayininiz,,, kağıdı alabilir miyim” der ve elini sermede doğru uzatır, sermed buyrun efendim der ve elindeki çıktıyı salime uzatır, salim kağıdı alır gözlüğünü takar ve konuşmasını kaldığı yerden sürdürür “işte bu cihetlerle tayininiz,,, hah! Kavuklu Kabare’ye çıkarılmıştır,,, zaten detaylar yazıda var” der ve ekler “hayırlı olsun”
Sermed ne olduğunu anlamadan kendini merdivenlerde yürür bulur, elinde kağıdına bakıyor gibidir aşağıya odasına doğru giderken ağzından bir “Allah Allah” dediği duyulur kısık şekilde, odasına gelir kapıyı kartıyla açar. Odada iki masa vardır karşı karşıya, odadaki çalışma arkadaşı sermedin şaşkınlığını yüzünden okur ve “hayırdır üstadım” der, sermed odasına geldiğinin farkına yeni varmış gibi, uykusundan ayılır gibi “hayır mı şer mi tam anlamadım ya!”der, oda arkadaşı Aytunç iyice meraklanır bir ifadeyle “Turne mi” der,,, sermed “hem de ne turne” diye karşılık verir masasına otururken ve devam eder,,, “Tayinim çıkmış ama turne gibi bir şey galiba” der, aytunç “nereye” der, sermed “Kadiköye efendim, kavuklu kabareye” diye karşılık verir, Aytunç “nasıl yani tek bir firma mı?” diye sorar, sermed “öyle değil üstadım tayin diyor yazıda” der, bir yandan da ne olduğunu tam anlamak için tebligatı okumaktadır bu sırada aytunç anlamaz bir ifadeyle elindeki kağıdı okuyan sermedi seyretmektedir.
Sermed yazıyı okumuş bitirmiştir başını kaldırır aytunça bakar şaşkın şaşkın, aytunç “neymiş” der, sermed “tayin gibi” der ve yazıyı aytunça vermek için masasından kalkar, “ben mi yanlış anladım, buyurunuz bir de siz okuyun rica etsem” der, “aytunç tabi ki üstadım bakayım” der hafiften ayağa kalkarak sermedin uzattığı kağıdı alır…
Aytunç yazıyı okumuştur ve onun yüzünde de şaşkın ifade vardır hafiften, “ne yani maaşın yüzde ellisini de şirketin ödeyeceği vergiden kaynağından mı verecekler, alacaksınız”… kağıda bakar ve ekler “bu hesaplamaya göre şirketin ödeyeceği vergi maaşın kalanını karşılamaya yetmezse ne olacak” der ve ekler “bu hususa değinmemişler”. Sermed baş üstadın verdiği gizli bilgiyi kısık sesle söyler “efendim tasarruf tedbirleri kapsamında ayrıca ticari kazançlar için salınacak asgari vergi oranlarının bir ön çalışmasıymış, gizli bilgi” der, Aytunç “hah! şimdi anladım ama maaş konusunu eksik bırakmışlar” der, sermed ” efendim bilmez misiniz bir kerede biz neyi tam yapabiliyoruz” der kısık sesle, Aytunç gırtlağını temizlemek için hafiften bir öksürür ve masasında biraz daha dik bir pozisyonda oturduğu görülür “ne kadar süreceğine de değinmemişler” der, sermed ” biraz sürecek gibi” der kısık sesle sandalyesinde boynu bükük gözü kaleminde, parmaklarıyla kalemiyle oynarken… Aytunç “şu kabarenin vergi performansına bir bakalım” der, sermed gözünü kalemden ayırıp Aytunç’a bakar…
Ertesi gün olmuştur, sermed kadıköyde adresi bulmuştur, kabarenin olduğu binanın önüne gelmiştir ancak kapılar kapalıdır, saatine bakar dokuza çeyrek vardır, sağa sola bakınır, açık bir tekel görür ve o tarafa doğru yürür, “günaydın” der içeriye girerken, tezgahta duran adam “buyrun” der, bir paket sigara alır, parayı öderken sorar “kabare ne zaman açılır” tezgahtar “abi onlar 11 den önce gelmez” der, sermed “öyle mi der” tezgahtar “evet abi” derken sermedi süzer “hayırdır abi” der, sermed “önemli bir şey yok, ufak bir işim vardı da” der, tezgahtar “cemil abi bire doğru gelir ama diğerleri dediğim gibi 11 de açarlar” der, sermed “cemil kim” der, tezgahtar cevap verir “patronları” der, sermed “ha! patron cemil,,, tamamdır sağ olasın” der dükkandan çıkar. Sermed yeni aldığı sigara paketini çantasına atar, çantada ki eski paketten bir sigara alır, yakar ve sahile doğru seğirtir.
Sermedi kabareye giden sokağın başında kabareye doğru yürürken görürüz, saat yarım civarlarındadır, kravatını gevşetmiştir, biraz yorgun biraz da tedirgin hızlı ve kararlı mı kararsız mı belli olmayan adımlarla yürümektedir, bir an önce bu garip durumu nihayete erdirmenin belli belirsiz kararlılığı yüzüne de yansımıştır, kabareye iyice yaklaşmıştır ağzından duyulur duyulmaz “bu da nasıl tasarruf” dediği duyulur. Kabarenin giriş kapsını arar, İlk gördüğü yerin gişeler olduğunun farkına varmıştır, binanın bahçesinden çevresini dolanır bir kapı görür, kapıyı tıklatır,,, gelen giden yok,,, zili aranır bulur ve zile basar, melodisiz çalan zilin tıngırtısına kulak kesilir ve bir süre sonra kapı açılır, genç bir kadın “buyurun” der, sermed “rica ederim efendim, ben vergi müfettişi sermed sunar, vergi başkanlığı tarafından gönderildim, size de bildirilmiş olmalı, cemil beyle, patronla görüşecektim” der, kapıyı açan genç kadın “tabi efendim buyurun” deyip kapıdan içer alır, genç kadın önce sermed arkada holde yürümektedirler, ışığı azdır holün, beş metre sonra antreye varırlar, düz devam ederler yine bir hol, sağlı sollu kapılar vardır holde, artık sesler gelmeye başlamıştır; Bu sırada tiyatroda yeni oyun hazırlığı vardır, seyircilerin oturması gereken yerde bir kaç kişi elinde not defterleriyle oturmakta sahneye bakmaktadır, sahnede iki oyuncu olduğu görülür ellerinde kağıtlar, sağa sola yürüyerek biryandan da ellerindeki kağıtlara bakarak ve belli belirsiz mimiklerle oyuna çalışıyorlardır, oyunculardan birisi “neyse!” der, “durun durun” sesleri gelir koltukta oturanların olduğu yerden, neyse diyen oyuncu “olmadı mı cemil abi” der, cemil oturduğu yerden “neyseyi öyle bitirme, o sonda ki E de e nin boynunu bük sindir, sinik e olsun yani keskin başlayıp bilgiç başlayıp e varınca sindir boynunu bük ama şaşkına kayma ama işte tam varacakken” der bu konuşmayı genç kadın keser “cemil abi beyefendi sizi görmek istiyor” der, oturanlar oturdukları yerden sahnedekilerde sahneden ayça ya doğru bakarlar ve sermedi görürler, sermed birkaç kararsız adım daha attıktan sonra cemilin yanına gelmiştir, cemil oturmakta sermede bakmaktadır, sermed söze başlar “e!” der, cemil sahnedeki oyuncuya bakarak ‘bak gördün mü duydun mu’ anlamına gelecek bir mimikle sermedi işaret eder…
Sermedin tayininden iki hafta kadar geçmiştir, öğlen bir gibi kabareye gelip gece yirmi üç gibi çıkmaktadır, başkanlıktan bu mesai saatleri için uygundur görüşünü de zaten almıştır, mesaiye daha spor gelmektedir, takım elbiseyi de çıkartmıştır, bu sırada beklenen uygulama yönetmeliği de eksik de olsa çıkmıştır, iş yerlerine uygun kıyafet ve uygun mesai saatlerinde gidilip gelinmesi hususu detaylı olarak açıklanmıştır ancak tayinlilerin normal ücretinin yarısının işletmenin aylık ödenen vergileriyle karşılanamayan kısmı halen tartışmalıdır ancak söylendiği kadarıyla başkanlığın görüşü ve isteği uygun zamanlarda tamamlanması yönündedir hatta tayin sonrasında geçmiş vergi borçlarının ödenmesinden de hali hazırdaki hesaplamalara göre maaş farklarının tamamlanması hususu sermed dahil tüm tayinlileri mutlu dahi etmiştir, ancak bu vergi ödemelerinde hatta geçmiş dönem vergilerinin de ödenmeleri sırasında hesaplamalara göre bulunan potansiyel maaş ödemesi yani tayinlilerin işletmeden alacakları aylık maaş tamamlanması aylık istihkaklarından fazla olan kısımların ileriki aylarda ödenmesi gereken maaş alacaklarına mahsubu ama ilgili maaş dönemlerinde ödenmesi suretiyle aylık ödemelerden mahsubu konusunda başkanlık da uygun görüş vermiştir ancak bakanlık bu konuda adım halen atmış değildir. Sermed demirbaş dizüstü bilgisayarıyla kendisine tahsis edilen küçük odasında çalışmalarını sürdürmektedir, yazacağı raporda kendisine ihtiyacı olabilecek tüm detayları toplamak konusunda kararlıdır, hatta pek gerekecek olmasa da kabarenin kuş bakışı krokisini de aslına uygun ölçülerle küçülterek A4 kağıda geçmiştir ve bunun belediye ile tapudaki proje asıllarına uygunluğunu da kontrol etmiş sapmaları her bir detay bazında tespit dahi etmiştir. Firmanın muhasebecisi kazım ile de iyi diyalog kurmuştur. Hem detaylara daha iyi vakıf olabilmek hem de sıkılmamak için aylık muhasebe kayıtlarını da kullanılan muhasebe programına kendisi kaydetmektedir, yılın başından beri tutulan kayıtları da kazımdan istemiş kazım hiç sektirmeden kendisine teslim etmiştir.
Sermed kazımı telefonla aramıştır; Kazım “alo, üstadım buyurun” der sermed “ama anlaşmıştık üstat yok abi var diye” der, kazım “Aynen abi doğru diyorsun, abi buyur” der kazım, sermed “ya ne diyeceğim, geçmiş yıllara da baktım muhasebe programından, temsil ağırlama faturası hiç kesilmemiş” der, kazım “nasıl abi anlamadım” der, sermed “hani olur ya yeni oyunlarda seyretmesi için konuk çağrılır bazen reklam amaçlıdır da bu konuklar ya da protokol davet edilir, onları diyorum fatura kesmiyor musunuz onlara, yani firma kendi kendine” der, kazım “abi anlamadım, ya tamam öyle şeyler oluyordur da, oluyor ama onlardan bilet parası almıyoruz, davetli olarak geliyorlar” sermed ” hah tamam işte koltuklara oturup oyunu izliyorlar yani hizmetten faydalanma var ama bu faydalanma şirketin temsil ağırlamasıdır aynı zamanda da, misal pastanen var pastanene reklam amaçlı ya da dergide yayımlanması için yazı yazılacak ya da yine yörenin protokolü geldi, ikramlık çıkardın ürünlerinden ağırladın yani, günün sonunda tüketilen malzeme ya da ürünler için şirket kendi kendine fatura keser, bir yandan gelir diğer yandan gider yazılır, doğal olarak bu faturanın maliyeti de giderler içinde yerini almış olur” der, kazım “abi anladım, ya biz onu hep ihmal ettik” der, sermed “anladım, kayıt da yok zaten hiç, bu gibi durumlarda işin önemiyle ilgili olmak şartıyla tabi, kendi kendine temsil ağırlama gideri kesmen yerinde olur, işin sonunda vergisel bir kayıp yok ama tersi usule uygun kayıt olmamış olur, usulsüzlük yani, bundan sonra bunlara dikkat et, denk gelir tenkit edilirsin ya da gereksiz ceza alırsın” der, kazım “anladım abi tamamdır” der, sermed “çok önemli bi konu değil ama dediğim gibi yapmanızda fayda var,,, ya kazım ne diyeceğim, bu ay beyannameleri buradan göndersek mi, ben daha önce hiç beyan vermedim ne yalan söyleyeyim, ben de öğrenmiş olurum bu teknik işleri” der, kazım “tabi abi, şöyle yapalım mı, ben yirmi dördünde geleyim” sermed kazımın sözünü keser “ama öğlen birden önce gelme dükkan kapalı” der, kazım “tamam abi, bir gibi gelirim hem kontrollerimi senin önünde yaparım, işleyişi de yani bizim tarzımızı da görmüş olursun beyannameleri de birlikte oradan göndeririz” der…
Konuşma devam eder; Sermed “bak sana ne diyeceğim kazım, mesleğe ben vergi dairesinde memur olarak başladım, sonradan sınavlar falan işte, neyse yine bir gün sahadayız bir berber dükkanına girdik, birisi sakal tıraşı oluyor başka kimse de yok, arkadaşım da var yani iki memuruz, baktık gelen yok giden yok, sakal tıraşı olan da kendi kendini traş ediyor yani adam aynanın karşısında sakal tıraşı oluyor neyse işte adam işini bitirdi sandalyeden kalktı yüzünü havluyla kuruladı sonra kolonya falan, ben söze girdim buranın sahibi nerede diye sordum, traş olan adam benim sahibi dedi, ben de sinir oldum adama o kadar içeri girdik bakınıyoruz bir buyurun demez mi insan öyle aynanın karşısında, bir laf demedi yani sinirlendim işte, dedim ki adama fiş kesmediniz, adam şaşırdı ne fişi dedi, dedim ki kendi kendinizi tıraş ettiniz, adam siz de kimsiniz ne diyorsun sen dedi, dedim biz vergi memurlarıyız kendinize fiş fatura kesecek misiniz, yok ya ne fişi dedi müşteri miyim ben, ben de aynen öyle bu dükkanda kendi kendinizi de tıraş etseniz fiş keseceksiniz ve evet bu durumda müşterisiniz, sonra yok kesersin yok kesmem falan… ben de yasladım tutanağı çıktım dışarı” der, kazım “güler ya abi sen de ne yaman mışsın” der Sermed “güler, ya sorma ne sinir olmuştuk adamın tavrına” der.
Telefon görüşmesinin üzerinden bir kaç gün geçmiştir, yarım gibi sermed kabarenin bahçe kapısından girer binanın yan tarafından arkaya doğru dönüp giriş kapısına yürür, ayçanın elinde tepsiyle kapıdan çıkıp arka taraftaki küçük bahçeye doğru yürüdüğünün görür, “günaydın ayça” der sermed, ayça” günaydın sermed abi, arkaya gelsene çay içiyoruz sana da getireyim” der, sermed “olur ama açık lütfen” deyip ayçanın peşinden bahçeye geçer, küçük kamelyada yeni oyunun ekibi oturmaktadır, cemil de oradadır, ayça çayları dağıtıyordur, sermed “günaydın” der ortaya, cemil arkasını döner “o! üstadım günaydın, buyurmaz mısınız” der, “hay hay efendim geldim” der ve herkese bir kafa selamı verir, herkes de ona günaydın anlamında kafa selamıyla karşılık verirler, sermed “size rastladığım iyi oldu cemil bey” der, cemil “hayırdır üstadım” der, sermed “efendim birkaç sorum olacaktı, küçük birkaç soru” der, cemil ” meraklandım üstadım hayırdır” der, sermed bu sırada kamelyada kendine bir yer bulmuş oturmuştur, sermed “efendim tiyatronuzun işleyişini tam kavramak için,,, bunu sizden başkasına da soramam” der, cemil “buyurun üstat,,, yoksa incelenme sırası bende mi” der, sermed güler “efendim tespit diyelim, incelenme falan yok ortada” der, cemi “tabi ki efendim buyurun” der,
cemil bir sigara yakar, sizde yakmaz mısınız gibilerinden sermede de uzatır, sermed “teşekkürler, ben ondan içmiyorum” der ve çantasından sigara paketini alıp bir sigara da sermed yakar, bu sırada çayı da gelmiştir, sermed söze girer “cemil bey, oyun seçiminizi nasıl yapıyorsunuz, kazım ile telefonda görüşürken tesadüfen öğrendim yeni oyunun yazarı da meslektaşmış” der, cemil “muhasebeci” der, sermed ” evet yani aynı meslek sayılır bizim ile” der, cemil “anladım, şöyle oldu yani rastlantıyla buldum hikayeyi, internette geziniyordum bu yazının yayımlandığı siteye girdim tesadüfen, öyle bir bakınayım dedim, yazar refleksi yani, denk gelirsem bakınırım, aslında aranırım da özellikle bu tip siteleri, tuhaf site, adı bu sitenin ama hakikatten tuhaf, tam bir tarzı yok ya da kendine has bi tarzı var, bu kabul de yani yeni oyun tiyatro oyunu disipliniyle yazılmış da değil ama hikaye diyebiliriz yine de yani olsa olsa hikâye olur diyelim, sermed “peki yani siz bu oyuna bu kadar masraf yaptınız ve yapacaksınız, bu arada sözleşmeyi de okudum, neydi adı e! hah! ali, şimdi aslında benim anlamak istediğim normalde şöyle olması gerekmez mi misal bu alanda kendini kanıtlamış yazarların oyunları belki klasikler ya da iyi satan bir hikaye romandan falan uyarlama,,, yani bu yatırımı Kabul ‘un bu yatırımı hakkedeceğine nasıl inandınız, kanaat getirdiniz” der,
“yazar, oyuncu refleksi diyelim ama biraz da açalım” der cemil, sermed “tabi lütfen” der, cemil “üstadım yazıyı okunuz mu” der ve yeni bir sigara yakar, sermed “okudum” der, cemil ” peki sitede ki diğer yazıları” der, sermed “yok ama şöyle bir göz attım” der, cemil “dediğim gibi hakikatten tuhaf site yani sitenin tamamını iyice okumak gerekir ki kabulu tam anlamıyla anlayalım” der, sermed “hım! anladım” der, cemil “gerçekte site ki bunu site sloganında da kendisi de söylüyor ‘sitenin tamamı eser’ diyor,,, ama şöyle bir durum var bu site bence tabi edebi bir eserden ziyade felsefi bir konu yani sitenin edebi tarzı diyelim evet sitenin edebi tarzı yazarın felsefesini anlatmak için kullandığı bir araç ama şöyle bir durum da var tüm yazılar yani herkes kendi bakış açısını ortaya koymak için bir şeyler yazar çizer bu da çok bir şey sayılmaz ama ortaya konan felsefe yeni sayılır en azından bu felsefeyle yazılan yazılar yani tuhaf sitenin önermesi bu manada yenidir bence” der cemil, cemil devam eder “missal unstable stain yazısını gördünüz mü”, sermed “hayır” der, cemil “bu başlık olmadan ama bu da yetmez WC okumadan” sermed söze girer “wc mi” der, cemil gülerek “aynen, wc yi okumadan ve hatta dediğim gibi sitenin tamamını okumadan kabul anlaşılamaz ama işte anlaşılınca birileri beğenir ve belki de oyununu yapabilir” der, sigarasından içer ve devam eder “unstable stain bu kabulu açıklar bence,,, siz ne sormuştunuz en başta,,, nasıl karar verdiniz bu hikayeyi oyun yapmak için,,, işte kabul de bunu soruyor,,, ki medeniyetimizin geldiği bu aşamada sorulacak soru budur ve cevap da makuldür,,, inatçı çerçeveyi okumadan ki bu da sitenin bir yazısıdır, cevabın makul olup olmadığını sorgularız” der, sermed bu sırada bir sigara daha yakar ve bir iki fırt çeker sigarasından ve söze girer “pekiyi sizin gibi düşünülüyor mu site hakkında yani yazılanlara sizin gibi hak verenler var mı misal sitenin takipçi sayısı, beğeni sayısı” der, cemil “onu bilmiyorum ama şunu söyleyebilirim, sözleşme için aliyle buluştuğumuzda ben de benzer soruları sordum, açtı dizüstü bilgisayarını geçmiş on yıllık istatistiklerini gösterdi” der ve cemil bir sigara daha yakar, masadakiler teker teker eksilmiştir bu konuşmalar esnasında ve son kalan kişi de kalkar, cemil devam eder “istatistikler de bir gariplik vardı, neredeyse yani sitenin misafirleri yok denecek kadar az, hatta sözleşme sürecimiz 15 gün kadar sürdü ve son buluşmamızda yine istatistiklere baktık” der ve sigarasından bir fırt daha alır ve ekler cemil “istatistiklerde bir gariplik olduğu kesindi” der, sermed söze girer “nasıl yani” der, cemil “istatistikler yalan söylüyor” der, sermed hızlıca bir hareketle çantasından not defterini çıkartır ve cemilin son dediğini yazar ‘istatistikler yalan söylüyor’, not defterini çantasına geri koyar, “enteresan, garip” der sermed, cemil sigarasından bir fırt daha alır “şov dünyası üstadım şov dünyası” der.
Sermed sigarasından bir fırt alır dumanını burnundan verir “üstadım siz bir de bizim şov dünyasını görün” der, Cemil “doğrudur üstadım doğrudur” der, ikisi birden gülerler…
Sermed kabaredeki makamına gelmiştir, ayın 22si olmuştur, beyannameler için son hazırlıklarını yapmaktadır, maaş bordrolarını program üzerinden kontrol etmektedir, aklına avanslar gelir “hiç avans verilmiyor mu” der kendi kendine, geçmiş kayıtlara bakar,,, hiç avans kaydı göremez, daha da eski kayıtlara bakar… Bu arada sermedin kapısının önünde ayçayla namıkın konuşmaları uğultu olarak odasına dolar ne dedikleri anlaşılmaz. Kapının hemen önünde ayça namğıa “iboya gideceğim sipariş için sen de gelsene” der, namık “depoda işim var sonra gideriz ya da sen git işte” der, ayça “ya ben yalnız gitmek istemiyorum gel işte” der, namık “işim biraz sürer sonra gideriz” der. Bu arada sermed kayıtların kontrolünü bitirmek üzeredir hala avans kaydı bulamamıştır ama belirli dönemlerde maaşların arttığını görmüştür bordrolarda, kazımı aramaya karar vermiştir ama öncesinde lavaboya gitmek için odasından çıkar, ayçayla namığın konuşmalarına denk gelmiştir, namık “sermed abiyle gidin işte, zaten hemen alt sokakta” der, sermed “nereye gidiyoruz hayırdır” der, ayça “sermed abi namığın az işi var da hemen aşağıda bi işim var katılır mısın bana” der, sermed “hay hay gidelim” der. Sermed ile ayça kabareden çıkarlar, hemen kabare gişelerinin karşısındaki sokaktan devam edip 100 metre sonra soldaki sokağa dönerler yürürken konuşmaktadırlar sermed “manken siparişi mi vereceksin doğru mu anladım” der, ayça “evet abi oyun için lazım olacakmış”, sermed “hım!” der, ayça “daha öncede çok sipariş verdik yaptırdık ama buraya taşınırken yani kabarenin yeni yerine taşınma esnasında kırıldı çoğu, cemil abi de yenisini istedi” der, sermed “anladım” der, ayça “bu işte en iyisi ibo” der, ve ekler “hemen bütün kabareler tiyatrolar ona sipariş verirler” der, sermed “allah allah niye ki, cansız manken yapan mı yok yani” ayça “abi fabrikalar falan da var ama hep bir örnek yapıyorlar ya da bir sürü fabrika gezip toplamak lazım onlarda bir birinden çok ayrı oluyorlar oyunda sıkıntı oluyor” der, sermed “ha! anladım bu atölye işi yapıyor istenenlere göre hazırlıyor demek ki” der, ayça “aynen, yeri geliyor sandalyede oturuyor yeri geliyor ayakta duruyor çok yerde kullanılıyor yani ya da insan kalabalığı falan, yani birbirinden çok farklı olup işte uzun ya da kısa falan çok dikkat çekmemeleri lazım” der, sermed “anladım siparişe göre,,, atölye demeki” der. ibonun yerine varmışlardır, harap denecek bakımsız tek katlı bir binadır, paslanmış kapısından bahçeye girerler, çevresinde küçük dar bir bahçe olduğu görülür, üç basamak çıkarlar yine eskimiş paslanmış demir kapıyı yumruklayarak çalarlar, kapı açılır yetmiş yaşlarında biridir ibo, üstü başı boya içindedir, kapının ardında aşağıya doğru merdiven görülür, antrenin sağında ileriye doğru bir hol vardır, ibo ayçayı görür tanırmış gibi bir mimik yapar sonra sermede bakar bakışlarını tekrar ayçaya çevirir, ayça cebinden çıkardığı not yazılmış kağıdı iboya uzatır, ibo kağıdı alır elinde tuttuğu notu okuya bilmek için elini iyice uzatır, okurmuş gibi mırıldanır,,, semed ibo yazıyı okurken binanın içine meraklı bakışlarla göz atar kapıdan,,, ibo ayçaya bakar tamam gibilerinden başını hafif aşağıya yukarıya sallar, ayça “abi yedi erkek iki kadın” der, ibo “tamam” diye mırıldanır, ayça “iki üç haftaya olur mu abi” der, ibo yine başını tamam anlamında sallar, sermed “faturayı da unutmayalım” der, ibo bakışlarını ayçadan yavaşça alıp sermede bakar, ayça da sermede bakar, sermed de biraz şaşırmış gibi ayçaya bakar…
