Başlangıç
GÜN 1
Akşam saat sekiz civarlarıdır, hava kararmıştır, istanbulda boğazda hilmi ile bora masalarına kurulmuşlardır, iki hafta önceden bugün için bu akşam yemeği için mutabık kalmışlardır, soğuk bir kış akşamıdır, restoranın çevresinde yol kenarlarında kaldırımlarda geçen akşam yağan ancak hala erimeyen kar kalıntıları vardır. Restoranın işletme müdürü sibel hanım her ikisini de ayrı ayrı kapıda karşılamış hal hatırını sormuş, burada onları görmenin mutluluğu yüzüne vurmuş şekilde masalarına kadar eşlik etmiştir, bu akşam bu masaya hizmet etmesi için garson sinemi görevlendirmiştir. Restoranta ilk gelen hilmidir bora ise saat tam sekizde kapıda görünmüştür, kapıda hareketlilik olduğunu anlayan hilmi kapıya doğru dönmüş ve saatine bakmıştır, bora hızlı adımlarla masaya doğru yürümektedir ve sanki sibelin dediklerini duymuyormuş gibidir, hilmi ayağa kalkar elini boraya uzatır “tam zamanında” der, bora gülerek “seni bekletmek istemem doğrusu” der.
Görüntü burada renksizleşir gıri tonlar… Kırk yıl öncesi… Aynı mekanın kırk yıl önceki halinde iki katlı bir yapıdır, Burası boranın babası mahmutun holding ofisidir. Saat gece 23 civarlarında yine bir kış günü binanın ikinci katında sarı ışıkların altında yuvarlak bir masada mahmut ve hilminin babası sinan oturmaktadırlar. hilmi ve bora da aynı odada ayaktadırlar. bora pencerenin perdesini aralamış caddeye bakmaktadır hilmi ise bir köşede koltukta oturmaktadır. Bora pencereden masaya döner “baba ne yapacağız” der sonra yine hızlıca pencereye geri döner, dönerken belindeki silahı görünür. Binanın alt katında ve çevresinde mahmut ve sinanın korumaları görünür pencereden, binanın önündeki iskelede bir yat demirlidir, kış günü olmasına karşın deniz kıpırtısızdır. Mahmut “bak sinan bunlar rahat durmayacak bişeler yapmamız lazım” der, sinan telaşlı bir yüzle “ne yapmamızı öneriyorsun, çatışmaya mı girelim, adamların arkasında devlet var,,, bunlar devlet, hükümet, anladın mı” der, mahmut “ne yani ortalığı bunlara mı bırakalım” der, sinan “aynen öyle,,, bir süre bunu yapmakta fayda var” der. Oda sessizleşir kimse konuşmaz, bora pencerenin önünde hızlı adımlarla bir o yana bir bu yana yürümektedir…
Günümüze geliriz; Restorantta hilmi ile bora masalarında oturmaktadır, hilmi boğaz manzarasına bakmaktadır, bu sırada bora ceketinin cebinden sigara kabını ve çakmağını çıkartır, çakmağı masaya koyar, sigara kabından bir sigara alıp masaya bırakır kabı, çakmağı alır ve sigarasını yakar, tüm bunları gören masa sorumlusu sinem garsonlardan birine küllük işareti yapar ve anında bir garson küllük getirir, bora sigarasının dumanını ciğerine çeker ve burnundan verir bu sırada hilmi bakışları hala boğaz manzarasındayken “sinem hanım (yakalığından adını görmüştür) sibel hanımın gençliği gibi sanki” der, bora başını çevirip “sinem hanım, menüyü alabilir miyiz” der, ve hilmiye bakarak ki bu arada sigarasından bir nefes daha almış ve sigarayı küllüğe bırakırken “öyle mi, fark etmedim” der, hilmi bakışlarını manzaradan alır boraya bakar “ya da bana öyle geldi” der.
Sinem menüleri getirmiş ve önlerine bırakmıştır, bora “sinem hanıma bırakalım mı tercihleri” der, hilmi tamam anlamında başını sallar, bora “ama öncesinde birer tek atar mıyız” der, hilmi “sinem hanım iyi peynir getirirse neden olmasın” der ve sineme bakar, sinem “en iyisi olacağından hiç kuşkunuz olmasın” deyip menüleri önlerinden alır ve masadan uzaklaşır, ve bir garsonun yanına gider, bora “yemendeki olayı duydun mu” der, hilmi “hangisini” der, bora “söylenene göre bir yemenli açıktaki gemiden karaya atılan roketi görmüş” der, hilmi “yok” der, bora “adam beylik tabancasıyla üstünden geçen roketi vurmaya çalışmış” der, hilmi biraz şaşkın “enteresan,,, olur mu ki” der,,, bora kendinden emin bir tavırla “tanrının işi, olur mu olur” der.
Günümüzden sekiz yıl öncesi; Önceden kararlaştırıldığı üzere bora ve hilmi helsinkidedir bir otelin toplantı odasındadırlar, Türkiyeden gelecek olan içişleri ve milli eğitim bakanları ile buluşmak üzere toplantı saatinden bir saat önce gelmişlerdir. Odada çay içiyorlardır, soğuk bir kış günüdür. Kapı açılır önde içişleri bakanı arkada milli eğitim bakanları içeri girerler. Odada dört kişiden başka kimse yoktur. Bora ve hilmi ayağa kalkar kapıya doğru yürürler bakanları karşılamak üzere, bora “hoş geldiniz” der, ardından hilmi “efendim hoş geldiniz” der, el sıkışırlar yuvarlak toplantı masasına gelirler, bora “efendim ne içersiniz çay kahve ya da başka bir şey” der, içişleri bakanı ahmet “çay olur” der, milli eğitim bakanı akif “çay alabilirim” der, hilmi kapıya çıkar ve dışarıda bekleyen garsona dört çay siparişi verir. Bora “nasılsınız umarım yolculuk iyi geçmiştir” der, ahmet gayet iyiydi” der, hilmi “güzel” der. Akif “vakıf işini, üniversiteyi beyefendiyle konuştuk, uygundur” der, ve ekler “yalnız denklik için diğerleri gibi, standart, sınavla alacak mezunlar” der, ve ekler “eğitim türkçe verileceğine beyefendi çok sevindi” der, bora “efendim tüm dersler türkçe verilecek” der, hilmi “aynen” der, bora “dışarıdan gelecek olan profesörler de çoktan türkçe derslerine başladılar bir iki yıla kalmaz tamamdır” der, hilmi “konuştuğumuz gibi seçmeli olarak öğrenciler istediği dilden normal ders olarak yani beş yıl eğitim alacaklar” der, akif “iyi, güzel” der, bora “biz beş yüz milyon dolar bağışlayacağız, vakıfın mütevelli heyetinde hilminin kızı karen ve benim oğlan alp da olacaklar başkan için ise mutabık kaldığımız isim itamadır” der, ahmet “bun iş tamamdır ancak ortam müsait değil gibi biraz daha bekleyeceğiz” der, hilmi “ne kadar bekleriz sizce” der, ahmet “bir yıl kadar sürer, toplam süreç yani, bu mahkumiyetleri falan kaldırmamız gerekir, zaten üzerinden çok uzun süre geçti ama bazı odaklar muhakkak harekete geçecektir,,, sürece yayacağız yani bir yıla tamamdır” der, bora “tamamdır efendim” der, hilmi “antep konusunda sıkıntı yok değil mi, yerleşke arsası falan bağlantılarımız tamamdır” der, ahmet “antep uygundur” der…. Hilmi “Önemli bir konu da var” der,,,ve ekler “Ahmet bey,, malum Mehmet ve Ali beylerin Türkiyeye girmesinde hala,,, yani sıkıntılar olabilir,,, eee bunu nasıl çözeceğiz” der,,, Bora “evet ahmet bey bu nasıl olacak”,,, Ahmet “Anladın,,, ona bakıyoruz ancak zaten çok zaman geçti üstünden,,, meraklanmayın bi çalışma yapacağız” der,,, Hilmi “süper,,, çok iyi” der,,,
Günümüzden 40 yıl öncesi; Bora pencereden aşağıya bakarak “ali abi geldi” der, sinan “hangi ali” der, bora “istihbarattan” der, Mahmut “bilgin var mıydı geleceğinden” der sinana bakarak, sinan “hayır, herhalde önemli bişey olmalı” der, kapı tıklanır ve ardınlan açılır ali içeriye girer içeridekilere selam verir, sinan “ali hoşgeldin” der, mahmut başıyla selam verir, hilmi ve bora “abi hoşgeldin” derler, sinan “ali hayırdır” der, ali “vekilim önemli olabilir,,, dün bir çatışmaya girdik” der, elini montunun iç cebine sokar ve bir bağıt çıkartır önü arkası yazılı tek kağıt, kağıdı sinana uzatır, sinan gözlüğünü takar kağıdı okumak için “bu İngilizce yazılmış” der mahmuta bakarak, “mahmut, hilmi çevirebilir misin” der hilmi oturduğu koltuktan kalkar babasının elindeki el yazısıyla yazılmış kağıdı alır ve babalarının oturduğu masaya oturarak kağıdı çevirmeye başlar mahmut “yok öyle değil yazarak çevir” der, hilmi “tamam mahmut amca” der, sinan aliye bakarak “nereden buldun bunu, kiminle çatışmaydı olay nedir” der, ali “bir süredir takip ettiğimiz ingilizlerde bir hareketlenme oldu, bizde peşlerinden gittik, birileriyle buluştular muhtemel amerikalılarla, bu kağıdı onlardan aldılar,,,ayrıldılar,,, inglizler iki kişiydi ümraniye civarlarında sıkıştırdık iki araba dört kişi,,, çatışma çıktı birisini öldürdük, diğeri yaralı, ölenin celinden bu kağıdı alıp yakmaya çalışırken üstüne çullandık bu arada bizden iki kişiyi vurdu durumları çok ağır, kağıdı alıp kafasına sıktım, bizim mehmetin arabaya yaralıları koyduk hastaneye gitti, bende bunları çöplüğün orada gömdüm” der, sinan “kağıttan kimsenin haberi var mı, bizimkilerinde” der, ali yok abi, şimdi hastaneye gidiyorum” der ve kapıya doğru yönelir , sinan “tamam ali, kimsenin haberi olmasın bi bakalım” der, ali kapıdan çıkar…
Günümüze geliriz; Sinem hanımın tercihi tereyağlı levrek olmuştur, rakılar bitmiş balıklar yenmiştir, garson türk kahvesini hilmi ve boranın önlerine koyar ve uzaklaşırlar, Hilmi “borsa işleri nasıl gidiyor” diye sorar, bora “pek iştah açıcı değil” der, hilmi “oldum olası anlamadım bu işlerden ya,,, kripto falan” der, bora “yükseliyor ama onu sormuyorsun herhalde” der, hilmi “aynen, aynen” der, bora “anladım, gelmeden jussi ile görüştüm, piyasalar pek iyi sayılmaz, alım satım işleri de öyle” der, hilmi gülerek “hep pek bi ısrarcı oldun ya,,, bi de o şirketi açmak için,,, of ya ne günlerdi” der, bora “bakalım ya! belki de çıkarız he? der, hilmi “yok yok, onu demedim sen bilirsin ortak” der ve ekler “her işte bir hayır vardır” der, bora “umalım da öyle olsun” der,,, hilminin telefonu çalar, hilmi telefonuna bakar, arayan mehmettir, hilmi telefonu açar hilmi “alo” der, mehmet “görüşmemiz lazım” der, hilmi “tamam ne zaman” der, mehmet “borayla ali abiyi de arayacağım, sen yarın…” hilmi “bora yanımda” der, mehmet “çok iyi yarın?”, hilmi boraya bakar “mehmet arıyor, görüşmemiz lazım diyor, yarın müsait misin” bora “tabi olur” der, hilmi “bora tamam diyor yarın ben de uygunum” der, mehmet “ali abiyle görüşeyim mesaj atacağım” der, hilmi “tamamdır, bekliyoruz” der, telefonu kapatır, bora hilmiye bakarak “hayırdır acaba” der…
Günümüzden 40 yıl öncesi; Hilmi masada oturmuş kağıdı tercüme etmeye devam etmektedir, bora da masaya oturmuştur, Sinan “ne kadar sürer” der hilmiye bakarak, hilmi “bir kaç saat sürecek gibi” der, mahmut sinana dönerek “bize geçelim mi sarıyere, orada bitirir, sabahta şirkete geçeriz” der, sinan olur anlamında kafasını sallar, mahmut “yatla geçelim” der, sinan “iyi olur” der, paltolarını almak için kalkarlar, hilmi biraz daha masada oyalanır, sinan paltosunu giyerken öksürür, hilmi babasına döner “baba iyi misin” sinan iyiyim anlamında başını sallar odadan çıkarlar iskeleden yata geçerler…
GÜN 2
Günümüzden 8 yıl öncesi; Ali bora hilmi ve mehmet yattadırlar, açıklardadırlar, yat demirlemiştir,,, yatta sadece bu dört kişi vardır, yat sahile gitmek için demir alır, yatın kaptanı mehmettir, motor rölantide çalışmış ve kıyıya doğru gitmektedir,,, yatın arka kısmında motora yakın bir yerde yat rölantide devam ederken çember olmuş konuşuyorlardır, hilmi “dönüşümüz başlamış gibidir diyebilir miyiz” der ortaya, bora “evet” der, mehmet aynen anlamında kafasını sallar, ali “temkinli olmakta fayda var ama,,, duyumlar da bu şekilde” der, hilmi “tamam o zaman, daha da sessizce “tok tamam” der, bunu derken sağ elinin baş parmağını ve işaret parmağını bir araya getirerek yuvarlak yapar (bu işaretler çok önceleri anlaştıkları üzere kripto operasyonuna başlayacakları anlamına gelir), mehmet “bu gidişle aç kalacağız,,, nerede balıklar bora” der, bora “haklısın ama radarda öyle göstermişti sen de gördün” der, “o zaman balıklar senden” der ali, hilmi boraya bakarak “tamam tamam bu sefer beden olsun” der, tüm bu konuşmalar esnasında arka taraftan kaptan kamarasına doğru çıkmaktadırlar,,, kaptan kamarasındadırlar mehmet hilmiye “reytingler nasıl gidiyor” der hilmi “çok iyi,,, ya aklımda bir şey var, tematik kanala girmek istiyorum” der, bora “ne gibi?” der, hilmi “habercilik” der… Ali ” boranın balıkları gibi olmasın sonra” der,, bora “ya bakılır haberciliğe,, bi etüd falan yaptık mı” der, hilmi tam söze girecekken mehmet “ya o değil de, beyruta gitmemiz gerekecek,,, sağlam bir proje peşindeydim olacak gibi” der, ali “siz gidin” der, bora “site işi mi” der, mehmet “aynen ama iş büyüdü gidi yan adalara da girebiliriz” der, hilmi “ya bence fazla büyük işe girmeyelim,,, malum orta doğu” der, bora “bence de ama şöyle yapalım mı benim de israile gitmem gerekiyor şu biyolojik tarım mıdır, tohum işi işte” der, hilmi söze girer “o iş yürüyor mu hala” der, bora “bende anlamadım vallahi,,, bir yüz yüze görüşmekte fayda var, onlar ekim dikim işi yapın yani toprak kiralayın falan diyorlar ama ben biyoloji laboratuvarları kısmındayım” mehmet “boş işler peşindeyimin uzun hali mi bu” der, ali ve hilmi gülerler, bora mehmete bakarak “onu diyorum işte,,, beyruttan bi telavive geçelim de boş mu dolu mu anlayalım da” der….
Günümüzden 40 yıl öncesi: Mahmutun sarıyerdeki evindeyiz, iki katlı bir evdir, üs katta deniz manzaralı odada şöminenin ateşinin harı odayı ısıtmıştır, Hilmi çeviri işini yapıyordur, bilmediği kelimeler için boradan İngilizce sözlük istemiştir, hilmi çalışırken diğerleri yemek yemek için odadan çıkmış ve dönmüşlerdir, hilmi için bir sandviç ve çay gelmiştir odaya, bu sırada odadaki diğer üç kişi birinci kağıdı elden ele geçirerek okumuşlar hatta bir iki kere tekrar etmişlerdir, odada çıt çıkmıyor diğer kağıdı bekliyorlardır, hilmi bir sayfalık kağıdı çevirmek için ikinci sayfanın arka kısmına gelince çeviri bitmiştir, hilmi “oh be, bitirdim” der, diğer kağıdı babasına uzatır, babası kağıdı okumaya başlar, mahmut “hilmi çeviri tam mıdır” der, hilmi “evet mahmut amca ama karşılığını bulamağım bir kelime vardı, onu ikinci sayfada göreceksiniz” der, mahmut “peki nasıl anlayacağız nedir” der, hilmi “kripto para olarak çevirdim” der, bora “o ne demek” der, hilmi “karşılığı yok zaten kağıdı okuyunca anlarsınız ama para gibi elektronik gizli para,,, okuyun anlarsınız” der,,,, ikinci sayfayı da herkes bir iki kere okumuşlardır,,, Mahmut “bu kağıt” der, sözünü bitirmez, sinan “bu işin burada bitmeyeceği aşikardı zaten” der, mahmut “o tamam da,,, bu kağıt bu yazanlar,,, kağıdı hepimiz okuduk anladık mı” der, sinan “evet anlamında başını sallar” bora ve hilmi de “evet” derler, mahmut “parayı anladık mı” der, hepsi birden kafasını sallarlar, mahmut “bu kağıt hepimizin ölüm fermanıdır,,, anladıysak atın şömineye aslını da çevirisini de” der,,, sinan “evet,, haklısın bunu yok etmeliyiz ama,,,” mahmut “aması yok önce bunu yok edelim,,, hilmi şömineye at şunları” der, hilmi kağıtları alır babasına bakar sinan kafa işaretiyle şömineye at anlamında bir işaret yapar,,, hepsi birden şömineye bakarlar yanan kağıdın kül oluşuna odaklanmış adeta donmuş kalmışlardır, odada ve yüzlerinde yanan ateşin koru yansımaktadır,,, sinan “yarın bunu etraflıca konuşalım şirkette” der, mahmut “sen ankaraya gitmeyecek misin” der, sinan “evet ama akşam geçeceğim,, malum adalet komisyonunda bulunam gerekir” der, mahmut “o zaman şöyle yapalım aliyle, neydi oyanındaki ismi ne demişti” der, bora “mehmet” der, mahmut “ikisine de haber edelim ya da dur aliye haber edelim,,, ertesi gün olur mu” der, sinan “akşam dönerim, olur der”,,, mahmut “bu kağıdın anlamı için mutabıkız değil mi” der, sinan “aynen, bunu ne gördük ne okuduk” der, bora ve hilmi de evet görmedik derler…
Günümüz; Üsküdar da holding merkezinin üst katında toplantı odasındadırlar, ortada büyük bir yuvarlak toplantı masası vardır, oda deniz manzaralıdır, ali bir köşede koltukta oturmuş sigara içmekte diğer üçü ise masada yerlerini almış oturmaktadırlar, bora “%10 dan fazla veremeyelim” der, mehmet “bence de” der, hilmi düşünceli “bir bakalım başka ne diyecekler yoksa %10 tamamdır benim içinde” der, bora “yönetim kurulunda da bir üye bulundursunlar, bence bunda da bir sıkıntı yok” der, hilmiye bakar “tamam sıkıntı yok ama işimize karışırlarsa,,, sıkıntı” der, mehmet ” az sonra gelirler, merakımız da biter, hele bi desinler bakalım,,,” der, bora “aynen”…. toplantı odasının kapısı açılır, kapıyı sekreter açar içeriye üç kişiyi buyur eder, içeridekiler hep birden ayağa kalkarlar, el sıkışırlar, masaya buyur ederler. Gelenleri tanımıyorlardır ilk defa görmüşlerdir. Hilmi “efendim ne içeriz çay kahve” diye sorar, gelenlerden biri arkadaşlarına bakarak “çay olur” der, hilmi sekretere “yedi çaya lalım lütfen” der, Hal hatır sorulur kısaca, gelenlerden misafirlerden selçuk “beyefendilerin çok selamı var” der, mehmet “aleyküm selam, sağolsunlar” der ve ekler “bizim de selamımızı iletin lütfen” der,,,, gelenlerden diğeri kasım “çok zamanınızı almayalım %10 da biz mutabıkız, ancak yönetim kurulunda da bir üyemiz olacak” der, hiç beklemeden hilmi “tamamdır” der, selçuk diğer kişiyi tanıtır, “ahmet bey sektörden” der ve ekler “%10 un sahibi ve yönetim kurulu üyesi arkadaşımız” der, diğerleri tamam anlamında başlarını sallarlar, kasım “ancak şu bizim için önemli,,, programlarda yani her bir yayında, oluşturulacak kadrolarda yani konuk kadrosunda muhakkak bir kişiyi biz seçeceğiz” der,,, hilmi “efendim bizi biliyorsunuz finlandiyada ulusal kanal tv88 i yıllarca çalıştırdık ve ilk üçe soktuk,,, muhakkak araştırmışsınızdır,,, ve bildiğiniz gibi şirketi satmak zorunda kaldık,,, şu malum kripto hırsızlığının bütçesini karşılamak için” der, kasım “tabi tabi biliyoruz,,, açıkçası başarınızı da gördük yani araştırdık,,, ama…” hilmi söze girer “şöyle yapalım mı biz programları belirleyelim, hatta konukları yani diğer konukları da belirleyelim siz de sizin isimlerinizi verin” ahmet “süper” der,,, hilmi devam eder “ancak genel izlenmelere göre saha çalışmalarına göre ilk üçe giremezsek sizden konuğu değiştirmenizi isteriz,,, ha sıkıntı yoksa hedefler tuttuysa sorun yok,,, bu birinci önerimiz,,, ikincisi ise ilk siz konuğu belirleyin ardından biz diğer konukları belirleyelim yani kadroyu ortaya böyle bu sırayla ortaya çıkartalım” der,,, ahmet “hilmi bey, biz sizin televizyonculuktaki başarınızı gerçekten takdir ediyoruz işinizi iyi bildiğinizi çok eminiz, ancak burada dengeler çok önemli,, bizim de önceliklerimizden birisi kanalın başarılı olması ancak bundan da önemlisi dediğim gibi dengelerin çok iyi kurulması,,, yani,,, biz ilk dediğinizde tamamız ancak burada bizim ağırlıklı duruşumuz izlenmekten çok ki bu bizimde çok elimizde değil yani bize verilen talimat bu yöndedir” der, ve ekler “kadro kurulur o şekilde devam eder program ha! yayından kalkar tutulmaz falan tekrar yeni kadro ile ilgileniriz,, şunu da söyleyeyim bizim önerilerimiz alanında başarılı yıllarını bu işe adamış kişiler olacaklarından da hiç şüpheniz olmasın” der,,,, ali oturduğu koltuktan masaya seslenir “beyler bu uygundur” der,,, sesin geldiği yöne bakar herkes,,, mehmet “ali abi tamam diyorsa tamamdır bu halde” der, hilmi ve bora da tamam anlamında kafalarını sallarlar…
GÜN 3
Günümüzden 40 yıl öncesi; Ümraniyede Kalan Holdin’deyiz, Akşam saatleridir, toplantı odasında ali, mahmut bora ve hilmi vardır,,, kağıtta yazanları iyice ve eksiksiz olarak aliye anlatmışlardır,,, ali anlatılanlardan sonra biraz bıkkın ve yorgun oturduğu sandalyede çökmüş gibi bir hali vardır,,, ankaradan gelecek olan sinan beklenmektedir,,, Ancak hepsinin başında sanki kara bulutlar vardır, alinin verdiği tepki hepsine sirayet etmiş durumun vahameti daha bir anlaşılmış gibidir… Çok geçmeden sinan gelir,,, Sinan odaya girince aliyi görür yüzündeki endişeden olan biteni öğrendiğini kavrar,,, paltosunu çıkartır askılığa asar,,, Herkesin neşesi iyice kaçmıştır artık,, odadakiler sinanın yüzünde bir şeyler ararlar sanki ama aradıklarını bulamaz eski yılmış hallerine geri dönerler… mahmut “ankarada durumlar nasıl” der,,,, sinan soluklanır ve ardından aldığı bu soluğun diyeti gibi bir kaç gere gürültülü öksürür, odadakiler sinana bakarlar,,, sinan “pek iç açıcı değil” der,,, mahmut “neler konuşuluyor” der,, sinan “kimsenin bir şey konuştuğu yok,,, iyiye alamet değil” der,,, ali “sinan abi ne diyorsun bu yazanlara” der,,, sinan “asıl den ne diyorsun” der, alinin bıkkın çökük hali devam ediyordur,, sinan “ali!” der ve ekler, “bunlar olacak mı, yazanlar gerçek mi” der,,, odadakiler hep birden aliye bakarlar”,,, ali bıkkın çökük mırıldanır “galiba gerçek” der,,,, mahmut söze girer “bu durumunda hazırlık yapmalıyız,,, derhal” der, ali “sinan abi ne sana ne bana” der ve derin bir iki soluk alır “bize,,, bizim,,, beklediklerimiz umduklarımız” der, sinan sözünü keser “geri çekilmek zamanıdır” der,,, ali bitkin kafasını sallar evet anlamında,,, sinan “bu cesetlerden kimin haberi var, olan biteni kim biliyor,, bunun kokusu muhakkak ortaya çıkacaktır” der,,, ali “ben, cesetleri boğaza attığımı rapor ettim,,, ettik” der ve ekler “ama,, bu burada kalmaz” der,,, mahmut sinana bakarak “çekilmek,, nasıl aklında ne var” der,,, sinan “bunlar,,, yazanlar,, yani,, burada kalamayız,,, yurt dışına,,,” der sözünü mahmut keser “bora ve hilmiye bakar,,, çocuklar çekilmek zamanıdır” der,,, sinan aliye bakar,,, ali kafasını sallar tamam anlamında,,, mahmut “ya mehmet” der, ali “ben nereye mehmet oraya” der…
Günümüzden sekiz yıl öncesi…; Himi bora ve mehmetin özel jetlerini helsinki hava limanından kalkarken görürüz,,, Beyruta inşaat işlerini görüşmek üzere gidiyorlardır oradan da telavive biyolojik tarım konusunu yüz yüze konuşmak için geçeceklerdir,,, Tabi bunlar resmi ajandalarıdır… Jetin Beyrut’a inişini görürüz,,, Özel araçları havalimanından alır,,, hali hazırdaki yapılacak olan site inşaatını büyütüp büyütmemek üzere bir toplantı yapılacaktır,,, toplantıya girerler,,, Sonucunda mevcut işe devam etme kararı alırlar,,, jeopolitik risklerden dolayı işi büyütmemeyi mevcut işi de hızlandırmaya karar verildi toplantı sonucunda,,, akşam saat altı civarı özel araçları hava limanına geri bırakır üçlüyü,,, saat 19 da uçak Telavive gitmek üzere havalanmak üzeredir,,, Lübnan sınırlarından yaklaşık 10 dakika civarında çıkacağını hesaplamışlardır ve kalkış sırasında dizüstü bilgisayar açılmış,,, udyu internet bağlantısı ve kanal karıştırıcıyla birlikte internete bağlanmışlardır ve altı yedi dakika sonra operasyona başlamışlardır,, Kendi yatırım şirketlerine yine kendi şifreleriyle ancak bir süre yanlış şifrelerle otomatik girişler denemiş ardından doğru şifreyi bulan program ile soğuk kasaya girmeyen kripto paraları erişim sağlayıp ardından 250.000 civarı kripto parayı dizüstü bilgisayara indirmişlerdir,,, lübnan sınırından ayrılma üzereyken işlemi bitirmişlerdir,,, toplam iki daki sürmüştür bu işlem,,, Birkaç dakika geçmeden boranın telefonu çalar arayan alidir,,, ali “yatırım şirketinde kripto hırsızlığı oldu” der,,, bu sırada bora tüm işlemleri yaptığı dizüstü bilgisayarı ters çevirip vidalarını sökmektedir,,, kapağını açar,,, internet bağlantısı soketini bulur bağlantı soketini çıkartır,,, bir kenara bıraktığı ceketinin cebinden tükenmez kalemi çıkartır,,, kalemin kapağını döndürerek açar,,, kalemin yayını çıkartır,,, yayın ucunu internet soketinin deliğine usulca sokarak soketin içindeki tellere zarar verir,,, soketi takar internet var mı dite bilgisayarı açar,,, internet bağlantısının hata verdiğini görür,,, bilgisayarın kapağını tekrar kapatır,,,
Günümüz; Boğazda salaş bi meyhanede bora ali hilmi ve mehmet bir masada oturmaktadırlar,, cam kenarında,,, saat akşam 22 civarıdır,,, Mekana geleli bir saati geçmiştir,,, Masada mezeler vardır,,, bir garson boşalan kadehlere rakı doldururken görülür,,, Bora sigarasını yakar ve “ne diyorsunuz işlerin tamamını buraya taşıyalım mı” der,,, Hilmi “olabilir,,, inşaat işleri zaten her yerde” der,,, bora söze girer “merkezi diyorum,,, mukim olarak yani” der,, Hilmi “ya onu diyorum zaten,, geriye ne kaldı ki,,, helsinkide tv nin yüzde 35 var,,, olabilir yani” der, boraya bakarak devam eder “ya yatırım şirketi”,,, bir yandan mezeler yenmekte rakı içilmekte sigaralar ardı ardına yanıp sönmektedir,,, bora “onun için bi görüşme yapmamız lazım,,, devir işi kolay ama burada açmadan,,, yani”,,, mehmet söze girer “aynen,,, o işi hani görüşecektin” der boraya bakarak,,, bora “fırsat bu..” derken ali söze girer “yahu aceleniz ne,,, sırası gelince her şey olur” der,, ardından bardağı ağzına siker tamamını içer,,, gözüyle garsonu aranır,, bardağını kaldırıp doldur gibilerinden işaret yapar,,, Ali” yahu bu dönemin sıkıntısı ne biliyor musunuz,,, çok acelecisiniz,,, ama suç sizde de değil devir böyle” der,,, garson gelir kadehi doldurur,,, ali bir sigara daha yakar,,, ali “bak biz,, gençken yani,,, teşkilata başvurduk,,, mülakat falan,,, ardından spor sınavı falan,,, sonra önde de sonda da yani soruşturma falan,,, bekliyoruz sınava girenler yani,, birbirimizi de tanıdık,,, arada toplanıp muhabbet ediyoruz tamam mı,,, yahu haber veririz dediler,,, in yok cin yok,,, haber yok,,, kırk kişi falanız o tertipte yani,,, sonra yine bir kaç kişi toplandık,,, aralardan bak şimdi ismini hatırlayamadım,,, kaç yıl geçti ya,,, çıktı dedi ki ben gidip soracağım belki diğerleri alındı belki aradılar ulaşamadılar daha ne kadar bekleyeceğiz falan dediler sonra aradan iki kişi daha çıktı birlikte gidelim soralım dediler o gün masada beş kişiydik dördü gidip soralım dediler ben ise yok gelmem dedim, tamam mı,,, sonra on beş gün falan geçti posta geldi çağırıyorlar şu gün gel diye gittim,, iki kişi aldı beni karşısına sen arkadaşlarınla niye gelmedin dediler sorgudayım yani,, yahu bizi yani hepimizi takip ediyormuşlar ne zaman toplandık ne konuştuk falan takipteler ama hepimizi kırkımızı da, bizim o dört kişiden başka yani o gün masada oturduğum arkadaşlar işte onlardan başka tam dokuz kişi daha önden arkadan gitmişler durumu sormuşlar, bunları sonradan öğrendim ha soranların hepsi elenmiş!,, işte diyorlar sen niye gelmedin arkadaşlarına,, tamam mı sorgudayım ya bişe demem lazım” der,, mehmet “abi bana hiç anlatmadın bunu” der,,, ali “acele etme mehmet,, her şeyin zamanı var bak bunun zamanı şimdiymiş,,, neyse bişe demem lazım,, düşünüyorum ne diyeyim sonra ağzımdan şapadanak döküldü,, yahu sevgilimizle randevulaşmadık ya teşkilat bu beklemeyip de ne yapalım dedim öyle düşünüp de değil çıktı ağzımdan,, sonra bunlar birbirlerine baktılar aferin dediler,,, ya böyle bu işler acele etmeyeceksin” der,, hilmi “abi sende daha ne hikayeler vardır ya anlatsana” der,,, ali rakısından bir yudum alır sigarasını içer “olmaz mı çocuklar sonrasını anlatayım,,, ben en çok bizim spor hocasını severdim ama ha! hepsi birbirinden değerli hocalardı o ayrı,, silah eğitimi teorik eğitim falan başka şeylerde işte ama en çok spor,,, adam ama sporcudan çok felsefeciydi ha!,, yani bizim alanımızla ilgili yani tamam mı,,, boks öğreniyoruz judo falan işte tekme karete gibi” der bora söze girer “kafes dövüşçüsü abim benim” der,, ali “dur sulandırma,,, işte neyse öğreniyoruz ama sonuçta boş da değiliz genciz,, duvara vursan geri döneriz yani,,, her dersten sonra on dakika konuşurdu,,, çocuklar derdi bir yere girince ilk çıkacak kaçacak yer arayacaksınız eğer alternatif bir çıkışınız planınız yoksa orada hapissiniz derdi,,, bak eski topraklar hep böyleydi,, ben sinan abiyi daha eski tanırdım sonra işte bir yerde buluştuk mahmut abi de yanında öyle işte sıradan bir yere girdik,,, bunların gözleri fıldır fılldır,,, anladım yani çıkış arıyorlar,, eskiler bunları bilirdi,,, Allah rahmet etsin ikisini de,,, aaa hocalarıma da tabi öldülerse bilmiyorum artık,,, neyse işte hoca spor hocası derdi,, bakın çocuklar bu öğrendikleriniz ilk önce savunmadır sakınmadır saldırı için beklemeniz uygun zamanı koklamanız lazım acele etmeyin,,, sonra,,, yenmenin galibiyetin alçağı yoktur kalleşi yoktur ama derdi varsa varsa bir tarzı vardır ama çok takılmayın buna derdi,, öğrendiğiniz bu dövüş sanatları kaçınmak içindir kaçmak içindir sakın gocunmayın,, bakın kaçmasını bilmeyen hayatta kalamaz bu işe böyle bakacaksınız,,, ha aradan bi zırtapoz çıkıp dedi ki ya yakalanırsak,,, Bora söze girip “aynen” dedi,,, ali “hoca dedi ki yeterince kaçamadın demek ki,, der,,, hilmi “iyiymiş” der, ali devam eder “işte,,, kaçmaktan korkan bu işe hiç girmesin bıraksın gitsin derdi,,, ciddiydi ha ama öyle bırakan olmadı bu sebepten,,, sonra bak bu önemli eğer tanrı mutlak bir galibiyeti birine verecek olursa,,, bunu işte bu mutlak galibiyeti verdiklerine en iyi kaçma planını öğretmiştir derdi,,, anladınız mı onlara ilk kaçmayı öğretmiştir binbir eziyetle ama öğretmiştir derdi,,, sakın ha kaçmayı hafife almayın yoksa,,, yoksası ne ölürsün işte,,, biz dövüşe işte böyle bakardık anladınız mı kaçmaktı bizim hedefimiz her daim bu böyleydi ve bunun kalleşçesi olmaz çocuklar,,, ha! hoca şunu da derdi kendinizi öyle çok ciddiye de almayın sonuçta yenilen de yenen de tanrıdır,,, anladınız mı hepsi tanrıdır derdi” der,,, bora sandalyesinden kalkar “ali abim benim” deyip boynuna sarılır boynundan öper,,, ali “sulandırmayın” der,,, Hilmi de sandalyesinden kalkar boranın yaptığını aynen yapar ve “aşil abim benim” der,, sora sandalyesine oturur rakı kadehini ağzına diker ve ekler “evraka,,, buldum işte Aşil’ in sorunu saldırmasıydı,,, kaçmasını bilmiyor işte,,, ali abi şu kaçma hikayeni bidaha anlatsana” der,,, mehmet “ya burası yeri mi” der,,, Ali ” ya siz bu kaçmamı çok sevdiniz en iyisi yazayım da arada döner döner okursunuz” der,,,
GÜN 4
Günümüzden kırk yık öncesi…; mahmut sinan ve hilmi boranın kullandığı yat ile aysız bir akşamda Küçükyalı açıklarındadırlar,,, demir atmıştırlar,,, motor rölantide çalışmaktadır,,, ali ve mehmeti bekliyorlardır,,, küçük bir tekneyle geleceklerdir,,, daha önce anlaştıkları üzere yatın üst ışığını periyodik aralıklarla yakıp söndürmektedirler,,, küçük tekne gelir,,, birbirlerini görür ve tanırlar,,, küçük tekneyi yata bağlarlar ve mehmet ile ali yata geçerler,,, Hepsinin üstlerinde kaban, mont vardır soğuk bir kış günüdür ama deniz kıpırtısızdır kopacak fırtınayı bekler bir hali vardır denizin,,, Ali mehmete küçük teknedeyken tüm olan biteni anlatmıştır,,, mehmet önemli bir kararın eşiğinde olduğunu anlamış ali ile birlikte hareket etmeyi kafasına koymuştur,,, Yatın arka tarafında motora yakın yerde koltuklarda oturmuşlardır,,, bir süre sonra mahmut söze girer,,, “beyler buradan gidiyoruz,,, hazırlıklara başladık,,, sinan bir süre daha burada kalacak,, malum vekil ve gelecek olan yeni seçimlerde partinin tutunacağı tavra göre gelecek yada görevine devam edecek,,, şahsi bütün mallarımızı şirket üzerine geçiriyoruz,, az bir süre sonra biter” der,,,mahmut ali ile mehmete bakarak,,,”artık neyimiz varsa yüzde 10 alinin yüzde 10 mehmetin” der, mehmetin kafası önünde yere bakıyordur,, ali tamam anlamında kafasını sallar,,, mahmut devam eder “yol haritamız hepimizin aklında artık” der kafasını işaret parmağıyla göstererek,,, mahmut “bu konudan artık kendi aramızda da söz etmeyeceğiz ancak güvenli bir toplantıda yani bugünkü gibi bir durumda bunu açıkça konuşacağız,,, gerekirse” der, mahmut bir iç geçirir “ne zaman döneceğimize hep birlikte karar vereceğiz,,, ve bunun içinde” der bu sırada sinan söze girer “gençler,, gelecek sizi bekliyor,,, artık dönüş için kırlangıçları gözleyeceğiz,, o malum kağıttaki,,, işaretlere bakacağız ama dönülecek güne kadar tüm hazırlığımızı yapacağız,,, kader bize ağır bir yük verdi,,, bu artık yeni görevimizdir,,, hepimizin,,, bizim olmazsa çocuklarımızın torunlarımız için memleket için bunu yapacağız,,, plana sadık kalacağız” der,,, mahmut “hazırlıklarınızı tamamlayın 7 gün çinde çıkacağız,,, buradakiler yani,,, sinan dediğimiz gibi,,, ailelerimizi sonradan yanımıza alacağız, Finlandiya’ya Helsinki’ye gideceğiz,,, şirketi yani holdingi Azeri bir iş adamına satmak için girişimlere başladık,,, İsveç’te altın karşılığı kağıtları imzalayacağız,,, pazarlık halindeyiz,,, hiç kimse meraklanmasın,,, plana sadık kalacağız! ve bu işin üstesinden geleceğiz ama işte o dönüş gününe yapacağız bütün hazırlıklarımızı” der, ve sinana bakarak ekler “kırlangıçları gözleyeceğiz” der…Bir süre sessizlik olur,,, ali “teşkilatta malum şu kağıt olayından sonra bir hareketlenme var,,, bazı kişilerin teşkilattan atılması falan böyle şeyler konuşuluyor,,, sinan “zaten teşkilatta budaya budaya adam bırakmadılar ki” der, ali “durum sıkıntılı gibi,, gideceğimiz güne kadar korumalarızı artırmanızda fayda var,,, bora ve hilmiye bakar okullarınıza da bir süre ara verin yani gidene kadar” der, sinan “evet çocuklar bu günden sonra yeni okullarınız Helsinki’de olacak” der, Mahmut “biz Gürcistan üzerinden Finlandiya’ya geçeceğiz biletleri aldık,,, siz nasıl yaparsınız” der,,, ali “o işi hallederiz tam yedi gün sonra mı perşembe günü mü yani” der, Mahmut “evet” der,,, ve ekler “kıyamet bile kopsa bu böyledir,,, tamam mı” der, diğerlerine bakarak,, diğerlerinden yılgın bir tamamdır sesleri gelir,,, Sinan Hilmi’ye bir kafa işareti yapar Hilmi cebinden çıkardığı ve içi para dolu zarfı aliye uzatır,, ali zarfı alır,,, mahmut “yolda,, yol için lazım olur,,, hem aileleri alana kadar” der, sinan ali ve Mehmet’e bakarak “beyler istifa etmezseniz sıkıntı olur,,, maden teşkilatta da böyle bir süreç,,,malum o kağıt,,, göze de çarpmaz inşallah diyelim,,, hemen yarın ailevi nedenlerden işte bişelerden ötürü affınızı isteyin istifa dilekçenizi koyun masaya” der, metmet söze girer “muhakkak dikkat çekecektir bu durum” der, mahmut “yapacak bişey yok” der, sinan “başka türlüsü olmaz,,, devlet görevinden istifa etmeden bu iş olmaz,,, ben bir süre daha buradayım ama,, eğer durumun vahameti beklediğimiz gibi değilse zaten kısa bir süre sonra dönüp hep birlikte işimize gücümüze koyulacağız” der, ali “tamam,, yarın istifamızı veriyoruz yalnız yedi gün ile buna sınır koyamayız,,, istifamız kabul olduğu gibi Mehmet’le yani Helsinki’deyiz” der,, Mahmut “tamam güzel,, ama sizde tetikte olun,, birileri bu işi,,,” der sözünü bitirmez, ali “aynen abi” der,,, Bora cebinden iki not kağıdı çıkartır ve ali ile mehmete uzatır,,”helsinki adresi” der,,, mehmet ve ali kağıtları alır ceplerine koyarlar,,, bora “telefon numaraları da var” diye ekler,,,
Günümüz; Üsküdar’da holding binasındayız,,, Milli eğitim bakanlığından gelen heyet ile vakıf ve üniversite kuruluşu hakkında görüşme yapmak üzere toplantı yapılmaktadır,,, Heyet başkanı Lemi bey ve yanında iki kişi daha vardır,,, Bora hilmi mehmet ve ali de toplantıdadırlar,,, Lemi “Beyler çok uzadı farkındayız ancak hukuksal düzenlemeler için ancak bir yerlere vardık,,, Yurtdışı üniversiteyle ortak devlet üniversitesi diye konuşulmuş önceleri sizinle onu değiştirdik vakfa bağlı özel üniversite kurabileceksiniz ancak denklik için daha önce dendiği gibi standart sınavlara girecek talebeler mezuniyetten sonra tabi isterlerse yani” der,,, Lemi çantasından bir kağıt çıkartır çantasını yanına geri bırakır, elindeki kağıdı diğerlerinin önlerine doğru uzatır “buyurun vakıf kuruluş izin yazısı, işlemlere istediğiniz zaman başlayabilirsiniz,, tabi daha önce anlaşıldığı üzere 500 milyon bağışla vakıf açılışı yapacaksınız” der, “Mehmet çok iyi” der arkadaşlarına bakarak,,, lemi “yine daha önce konuşulduğu üzere mütevelli heyetinde beş kişi olacak dördünü siz belirleyeceksiniz birini bakanlıktan belirlenen kişi ile dolduracağız,, ve bu kişi başkan olacak vakıfta,, mutabıkız değil mi der,, Hilmi “mutabıkız” der arkadaşlarına bakarak,,, diğerleri de kafalarını sallarlar tamam anlamında,,,lemi “Üniversite kurulunca rektör olarak yine bakanlık isim belirleyecek ancak geri kalan kadroyu istediğiniz gibi oluşturabilirsiniz tabi eğitim vermek için gerekli şartları taşımaları kaydıyla,,, ayrıca tüm bölümlerin müfredatında yani yaklaşık derslerin yüzde kırkı gibi yani standart müfredattan olacak zaten denklik için gerekli,,, kısmı diyelim buna, geri kalanında serbestsiniz ancak dediğim gibi sınav sonucunda başarılı olunursa yani denklik alınacaktır” der,,, diğerleri tamam anlamında kafalarını sallarlar,,, Lemi “peki antep konusunda ısrarcı mısınız,, bu bütçeyle her yerde bu işi halledebilirsiniz” der,, Bora “evet,, antepte istiyoruz” der,, Lemi “tamamdır vakfı istediğiniz yerde kurabilirsiniz kampüs için antepte mutabıkız bu durumda” der,,, Lemi “beyler benim diyeceklerim bu kadar,,, ben ve” der yanındaki kişiyi göstererek “saffet bey toplantıdan ayrılıyoruz” der,, yanlarındaki diğer kişiyi göstererek devam eder konuşmasına “cihan bey savunma sanayi başkanlığı çalışanı sizinle ayrıca konuşacakları var” der ve ayağa kalkar saffet de ayağa kalkar,,, “mehmet tamamdır cihan beyle görüşelim” der,,, kalkanları uğurlarlar,, odanın kapısna kadar eşlik ederler ve masaya geri dönerler,,, Hilmi “cihan bey,,, bu durumda size de ayrıca hoş geldiniz demiş olalım” der,,, cihan “hoş bulduk efendim” der,, ve ekler “direk konuya gireyim,, ancak konuştuklarımızın gizli kalması gerekir” der,,, diğerleri hep birlikte “tamam tabi ki” derler,,,cihan ” Savunma sanayi başkanlığı olarak yeni bir projemiz var,,, bununla ilgili tamamen yerli ve milli sermaye ile bir iş ortaklığı kuracağız,,, hedefimiz son teknoloji uçak gemisi imalatı,, donanımı,,, yerli ve milli imkanlarla tabi,, hedefimiz %85 millilik,, işte bunun için bir iş ortaklığı oluşturacağız ve sizinle de bir görüşmem istendi yani ön bir görüşme” der, Ali “güzel,, çok güzel,, nasıl bişe aklınızda var” der, diğerleri de “evet” derler,, Cihan “dediğim gibi tamamen yerli ve milli bir proje,,, hesaplamalarımıza göre 20 milyar dolar bütçe,, sermaye gerekiyor,,,yani tüm projenin bu sermayeyle gerçekleşeceğini hesapladık gibi,,,ancak bu bir ön çalışmadır fakat dediğim gibi 20 milyar dolar yetecektir muhtemelen,,, işte bunun için geldim,,, bu ortaklığı katılmak ister misiniz,,, en düşük katılım sermayemiz bir milyar dolar” der,,, ve ekler “ha! bu dediğim yirmi milyar dolar ile gerekli mühendislik işlerinin yanında iki adette de uçak gemisinin yapılmasını tamamlanmasını içeriyor ve bunlar yine yurtdışından alınacak olası bu gemilerin fiyatına denk belki biraz altında bir fiyatla savunma bakanlığına uygun bir ödeme planıyla satılacak ilk etapta yani,, sonra gelen tekliflere göre yine hükümetin oluruyla imalat devam edecek,,, var mısnız?” der,,, Mehmet diğerlerine hiç bakmadan “bize iki milyar dolar yazın” der,,, hilmi ali ve bora mehmete bakarlar,,, mehmet diğerlerine bakar “ne yani uygun değil mi” der,,, Hilmi “cihan bey öncelikle ve görüldüğü gibi bu projede olmayı çok isteriz biraz bu sermaye konusunda ayrıntı verir misiniz yani ne zaman nasıl bir ödeme olacak” der,,, Diğerleri cihana bakar cihan “bu bir ön görüşmedir,, sözlü bir mutabakat gibi düşünün ardından başka işte sermayeyi tamamlamak için başkalarıyla da görüşüyoruz,, görüşeceğiz,,, işte bu sözlü mutabakatlar tamamlandıktan sonra,,, bakanlığa tam projeyi ortaklarıyla birlikte sunacağız,, bakanlık onayından sonra savunma şirketleri kuruluşu için yani bu projenin ortaklarının kuracakları şirketler için gerekli izin yazılılarını vereceğiz ve şirketinizi kuracaksınız” der, bora sözünü keser “peki cihan bey sermayelerin tamamlanması için,, ödenmesi için nasıl bir planınız var” der, cihan “tam oraya geliyordum, şirketler kurulduktan sonra on iki ay içerisinde sermayenin tamamlanması gerekiyor, orada da şöyle bir yol izleyeceğiz,, misal ilk üç ayda %20 sonraki üç yada kalan %25 gibi kademeli bir sermaye tamamlanmasını planlıyoruz,,, yani bu şekilde hemen hemen ve olası yurt dışındaki sermayenin Türkiye’ye yine sorunsuz gelmesi için bi vergisel planlama da yapacağız” der, Hilmi “anladım iyi” der,, İş ortaklığının başkanı yine savunma sanayinin başkanı olacak,,, ve ortaklar belirli periyotlarla gelişmelerden haberdar edilecekler toplantılarla,,, tabi bu toplantılar öyle çok çok detaylı bir toplantı gibi düşünülmesin genel bir bilgilendirme gibi,,, ha olası bu kurulacak savunma şirketlerinin satılması devredilmesi gündeme gelirse yine savunma bakanlığının devrine izin verilen kişiye ancak devredilebilecek,,, bunu da bilmeniz önemli bakın,,, dediğim gibi bu bir ön görüşme sonra bunlar daha detaylı olarak yapılacak toplantılarda gündeme gelecektir” der, Bora diğerlerine de bakarak “bizim için uygundur,,, madem Mehmet bey iki milyar dolar dedi,,, tamamdır,,, biz varız” der… Cihanı uğurlarlar,,, Hilmi “iki milyar dolar he” der,,, Mehmet “ne yani çok mu oldu” der,,, Hilmi “kaynak” der,,, mehmet “yatırım şirketi,,, ya biz kriptoyu niye topladık”,,, der,,, bora “dolar değil işte onlar” der,,, mehmet “bozduralım işte,,, kaç dolardan topladık,,, şansımız yaver gitti,,, bozduralım” der,,, Hilmi “vergi?” der,,, mehmet “zaten vergisi verilmiş kazançla almadık mı,, hatta kar dağıtımı yaptık 2011 de dünya kadar vergi ödedik” der,,, hilmi “muhasebeye merak saldık galiba” der,,, mehmet “kim” der,,, bora “vallahi ben değilim” der,,, hilmi “ben hiç değilim” der,,, mehmet “ne yani ben miyim muhasebeci” der,,, Ali oturduğu sandalyeden kalkar elinde bastonu(Günümüzde alinin eline baston ekle, 40 yıl öncesi helsinkiye gelince aksama ekle,,, sekiz yıl öncesinde biraz daha fazla aksama ekle) bu konuşmaların ortasında kalkmıştır sandalyeden,,, ön tarafa cam duvara doğru yürür,, dışarıya bakar,, uçan kuşları görür,,, kırlangıçlar diye mırıldanır bir iki kere sonra “çocuklar, çocuklar,,, bakın kırlangıçlar” der,,, diğer üçü konuşmayı keser cam cepheye doğru gelirler,,, hepsi kırlangıçlara bakarlar,,, bora “bu mevsimde olur mu ya!” der,, mehmet “olurmuş demek ki” der,,, hilmi “iki taraftaki muhasebecilerle bir toplantı ayarlayalım” der kırlangıçlara bakarken….
Günümüzden sekiz yıl öncesi; Uçaktan akşam saat 20 de inmişlerdir telavive,,, Tarım biyolojileri şirketiyle toplantıları bir sonraki gün saat 11 dedir,,, Hava limanından yer ayırttıkları otele geçerler,,, Odalarına yerleşirler,,, Borayı odasında görürüz,, Bora küçük valizini yatağa koyar,,, çantayla tuvalete girer,,, lavabonun musluğu ve duşun musluğunu açar,,, uydu bağlantı cihazının antenini kırar,, ardından vidalarını söker,, kapaklarını kırar içindeki devreleri söker hepsini ufak parçalara ayırır elleriyle,,, aynısını kanal karıştırıcıya da yapar,, bunları yaparken sağ elinin işaret parmağı da kesilir biraz kanar,, ufak parçaları birer ikişer tuvalete atar sifonu çeker,,, bütün parçaları bitirdikten sonra,, kesilmiş parmağına bakar ne yapacağını düşünür,, ardından resepsiyona traş bıçağı sipariş verir,, parmağına tuvalet kağıdıyla tampon yapar,,, bilgisayarı açar,,, çantasından usb belleği çıkartır,,, bu bellek parmak iziyle çalışan bir bellektir,,, yükleme yapmak için tek parmak izi yeterli ancak içindekileri indirmek için en az daha önceden tanımlanmış üç parmak izi gereklidir,,, kripto paraları usb belleğe aktarır,,, bilgisayarı kapatır,,, bu sırada traş bıçağı gelir sakalını traş eder,,, sanki traş olurken yanlışlıkla parmağını kesmiştir planına göre,, sonra duş alır ve saat 21 de anlaştıkları üzere lobiye iner hilmi ve mehmetle buluşur,,, hilmi ise bu olanlar sırasında helsinkideki hırsızlık olayıyla ilgili bir mesaj göndermiştir kendi tv kanallarında yayımlanmak üzere,,, hiçbir müşterilerinin mağdur olmayacağını gerekli tahkikatların yapılacağını savcılığa başvurularını en kısa sürede yapacaklarını özetleyen bir yazıdır bu,,, akşam yemeği için bir lokanta önerisi alırlar resepsiyondan,, sonra taksiye binerler,,, hilmi önde bora ve mehmet arka koltuktadırlar,, bora el çabukluğuyla usb belleği mehmete verir,,, Restorana girerlerken görürüz üçlüyü,,, yemek yiyorlardır,,, yemekte yarınki randevuyu iptal etmeye karar verirler,,, Uçak kaptanını ararlar yarın en erken kaçta dönebileceklerini sorarlar,, öğlen saat 13 de helsinkiye gitmek üzere uçağın hazır olacağı bilgisi gelir,,
GÜN 5
Günümüzden 40 yıl öncesi…; Mahmut bora ve hilmi otomobille Ankara dan Tiflis’e gitmek için yola çıkmışlardır,,, Ankarada bir gün kalmışlardır işler için,, bu sırada sinanla da görüşmüşlerdir,,, Yola çıktıktan on beş saat sonra gürcistan sınır kapısına otuz kilometre kala arhavide mola vermişlerdir,,, denize kıyı kahveye benzer bir yere girmişler çay içmişler poğaça yemişlerdir,,, iki araba ile yola çıkmışlardır ankaradan,,, yanlarında korumaları da vardır,,, kahvede kırk dakika civarı zaman geçirdikten sonra yola çıkmak üzere harekete geçmiş kahveden çıkmaktadırlar,,, Arabaya girmek üzereyken yolun öbür tarafında bir araba durmuştur arabadan hızlıca üç kişi çıkıp yolun öbür tarafındaki kahveden henüz çıkmış olan mahmutlara uzun namlulu silahlarla ateş açmışlardır,,, ilk açılan ateşte mahmut ve yanlarındaki bir koruma ve şoförlerden biri de vurulmuş ve ardından ateş açanlara karşı bir koruma ve diğer şoför ve bora ve hilmi de silahlarıyla karşılık vermiştir,,, bir dakika civarı çatışma sürmüş gelenler arabalarına binmiş arhavi içlerine doğru sürerek gözden kaybolmuşlardır,,, Bora ve hilmi sağlarına sollarına bakmış durum nedir diye, mahmutu yerde hareketsiz görmüşlerdir ondan başka üç kişi daha yerde kıvranmaktadır, diğer şoför de vurulmuştur,,, bora babasının yanına gitmiştir yarası ağır gibidir ceketi kan içindedir,,, herkesin yüzünde ansızın gelen bu durumun şoku vardır,,, bora kıpırtısız babasına bakarken mahmut borayı yakasından tutup kendisine doğru çeker ve fılsıltı halindeki bir inlemeyle “ben iyiyim yola devam edin,,, anladın mı yola devam edin” der,,, bora’nın ağzından ardı ardına bir kaç kere “baba” dediği duyulur,,, mahmut kafasını kaldırmaya çalışır ama başaramaz,,, mahmut “hilmi hilmi” diye seslenir fısıltılı,,, hilmi diğerlerine yardım etmeye çalışıyordur,,,, hilmi mahmuta bakar,,, yanına koşar,,, mahmut hilminin elinden tutar “devam edin” der ve ekler “hemen hemen yola çıkın,,, borayla”,,, bora donmuş gibidir,,, koruma gelir yanlarına hemen hastaneye gitmemiz lazım der,,, iki şoförü ve diğer korumayı hilmiyle kaldırıp arabaya koyarlar,,, mahmutu kaldırırlar arbanın ön koltuğuna koyarlar,,, koruma “hadi ne duruyorsunuz hastaneye der”,,,, hilmi kekeleyerek “abi siz geçin biz diğer arabayla geliyoruz der” koruma şoför koltuğuna oturduğu gibi gaza basar şehrin içine sürer hızla,,, hilmi yerde donmuş borayı asfalttan sökerek arabaya oturtur ve gaza basar ve son sürat yola devam eder sınır kapısına doğru….
Günümüzden kırk yıl öncesi bölüm/2…; Öğlen saatlerinde ali İstanbul’da teşkilat binasına girmektedir,, kararlaştırdıkları üzere istifa dilekçesini hazırlamıştır,, Giriş kapısından merdivenleri çıkarken görürüz,,, Müdürün kapısını tıklar içeriye girer,,, Müdür Haşim içeriye giren aliyi görür ve baştan aşağıya bir süzer,,, Haşim “Ali hayırdır” der, Ali “müdürüm bi maruzatım var” der kararlı adımlarla masaya yaklaşırken ceketinin cebinden kağıt çıkartıp haşime uzatır,,, Haşim sandalyeyi gösterir otur gibilerinden,,, Haşim gözlüğünü takar kağıdı okumaya başlar,,, Bir yandan kağıdı okuyor bir yandan da gözlüğünün üstünden aliye bakıyordur,,, Kağıdı okuması biter,,, gözlüğünü çıkartır masaya bırakır,,, kağıdı da masaya bırakır ve aliye bakar,,, haşim “bu da ne demek oluyor ali”,,, Ali kararlı bir şekilde “Yazdığım gibi müdürüm” der,,, Haşim sandalyesinde kendini düzeltir biraz daha dik bir şekilde oturur kağıdı göstererek Haşim “Ali bizim işimiz mi politikada neler olup bittiği” der,, Ali kafası önünde,,, haşim “yahu kimin bakan olduğu müsteşar olduğu falan bu seni beni ne ilgilendiriyor,,,, sen neler geveliyorsun” der üst perdeden,,, Ali söze girip “müdürüm” der haşim sözünü keser ” sen ne saçmalıyorsun ali,,, bu kağıdı görmemiş olayım” der,,, Ali kararlı şekilde “müdürüm son üç dört yıldır birlikte yola çıktığım arkadaşlarımdan hemen hepsi görevden uzaklaştırıldı ya da pasif görevlere çekildi,,, hem de hiçbir gerekçe gösterilmeden” Haşim bağırarak “ali! sen ne geveliyorsun çıkar hele ağzındaki baklayı”der,,, ali “müdürüm biz asker miyiz ya burası kışlamı da müsteşar asker bakan asker,,, bu nasıl iştir,,, biz de kelle koltukta iş yapıyoruz görevlerinden alınanların ne eksiği vardı,,, çoğu sizin devre arkadaşlarınızdı,,, bu kıyım devam edecek bana öyle geliyor,,, ben bu kurumda kendime bir gelecek göremiyorum artık,,,, affımı arz ediyorum,,,, dilekçemde yazdığım gibi” der,,, Haşim “sen ciddisin” der,, Ali “müdürüm arzettiğim gibi,,, memlekete döneceğim köyüme gideceğim annem babam yaşlandı bakanı edeni de yok” der haşim sözünü keser altan alta hem alaycı hem kızgın “yok yok sen herhalde siyasete başlayacaksın,,, benimle kafa mı buluyorsun ali” der,,, Ali “müdürüm arzettiğim gibi” der,,,, Haşim “ali ben bu kağıdı işleme alırsam seni ne beklediğini biliyor musun,,, devletin kapısı bir daha sana açılmaz ali,,, sen sana verilen bunca emeği saçma sapan gerekçelerle,,, ne NATO’su ali sen ne saçmalıyorsun bu bizim işimiz mi,,, biz burada siyaset mi yapıyoruz zannediyorsun,,, yahu ali sen,,, sen,,, ali ciddi misin,,, bak bu kağıdı işleme sokarsam olacakları anladığına emin misin” der,,, Haşim hızla sinirlice ayağa kalkar “koy silahını kimliğini masaya,,, bırak” diye bağırır,, sonra ekler “ali,,, alii,, anlıyor musun seni bekleyeni” der,,, Ali ağır bir şekilde sandalyesinden kalkar müdürünün dediği gibi silahını kimliğini ardı ardına masaya bırakır ve ayakta kala kalır,,, Haşim bu olanı biteni hayretle seyretmektedir,,, Haşim “yarın sabah gel hala aynı şeyi geveliyorsan istifanı işleme alacağım” der,,, Ali ağır adımlarla ardına döner kafası önünde dışarıya çıkarken haşim sandalyesine kendini bırakır kapıdan çıkmakta olan aliyi girerken yaptığı gibi baştan aşağıya süzer,,, Ali binanın kapısından çıkarken Mehmet içeriye girmektedir…
Azim
1 GÜN
Günümüzden kırk yıl öncesi; İsveç Stockholm’de banka kasasında Azeri iş adamları üç kişi gelmişlerdir şirketi satın almak için, mehmet bora ve hilmi birliktedirler,,, bir süredir konuşmalar devam etmektedir,,, Bora “beyler biliyorsunuz, bu şirket en az iki katı eder” der,, Azeri iş adamlarından Emir gelen heyetin başı gibi davranmaktadır,, Emir “Sizi anlıyoruz,, ancak siz de bizi anlamalısınız,, bu riskli bir alışveriş” der, Hilmi “hayır hiç bir risk yok” der, ve ekler “resmi bir alışveriş, şirketin sahibi ben ve bora,,, resmi kağıtları da gösterdik” der,, Emir “hayır beyler,, bakın biz sizi çok iyi anlıyoruz,, sizi buraya getiren sürecin de az çok farkındayız,, bakın şöyle yapalım mı eğer siz bu sattıklarınızı geri almak isterseniz ve hala bizdeyse opsiyonunuz olsun” der,, hilmi ve boranın rahatsızlıkları yüzlerinden okunur,,, Emir “beyler Türkiye’deki durumun ne kadar farkındasınız bilmiyorum ama şunu muhakkak biliyorsunuzdur hükümet düştü erken seçime gidiliyor ve bunun yanında çok şey de değişti,, şundan haberiniz var mı ki muhakkak yoktur alacağımız şirketi sonuçta biz de araştırıyoruz,, ve risklerin çok çok farkındayız,, bu işleri bilirsiniz eğer bir vergi incelemesi ya da buna benzer bir durum ile karşılaşırsak,,,, anlatabiliyor muyum” der, bora “hayır böyle bir durum yok,, olmayacak” der, Emir “Beyler sizi çok iyi anlıyorum bakın opsiyonunuz var bizde,,, ve başka bir teklif yapmaya da yetkimiz yok,, ve size bir dost tavsiyesi acele edin” der,,, Mehmet bi kafa işareti yapıp bora ve hilmiyi köşeye çağırır “Bora hilmi siz çok haklısınız belki de üç katı eder ama,,, bakın Türkiye’de işler istediğimiz durumun çok ötesinde ali abi ortada yok,, Mahmut abi” der ve kafasını aşağıya indirir ve ekler “Allah rahmet etsin,, Sinan abinin durumu iyice kötüleşmiş daha dün konuştunuz,, bakın herkes iyi gün dostudur ve biz iyi günden çok uzaktayız” der ve bora ve hilminin yüzlerine bakar durumu anlamışlar mı diye sonra ekler “Duyumlarım hiç iyi değil ve bunu hepimiz görüyoruz” der,,, ve ekler “bu işi hemen şimdi bitirelim” der, Bora ve hilmi birbirlerine bakarlar derin bir nefes alır ikisi de sonra mehmete bakarlar kafalarını hafifçe olur tamam manasında sallarlar,,, bora “nereyi imzalıyoruz” der,, Emirin yanındaki iki kişi çantalarından kağıtları çıkartır,,, Emir “bakın birinci kağıt şirketin devirle ilgili ikincisi ise bu kasanın size devirle ilgili” der,,, kağıtları hilmi alır okur tamam manasında boraya ve mehmete bakar,,, kağıtlar imzalanır,,, Emir “beyler her şey umarım istediğiniz gibi olur” der ve heyetiyle birlikte çıkarlar,,, kasada mehmet hilmi ve bora kalmışlardır ellerinde kağıtların nüshalar,,, kafaları önlerinde,,, Hilmi kasaya altınlara bakar,,, eline beş kiloluk bir külçeyi alır ve “hadi çıkalım mı” der,,,
Günümüzden sekiz yıl öncesi; Bora ve hilmi İstanbul’a tarifeli uçakla gelmişlerdir,, Saat 14 sıralarında Üsküdar’da boğaz manzaralı otele yerleşmişlerdir,, Biraz dinlenmiş Saat 17:00 da otelin Restorantında avukat songül ve muhasebeci kazım ile randevuları vardır,,, Saat 16 civarında otelin terasında kahve içerken masada oturan hilmi ve borayı görürüz,, ellerinde sigaraları,,, Bora “hoş geldik” der hilmiye bakarak,,, hilmi “hoş bulduk” der gülerek,,, Bora “kaç yıl geçti şu manzaranın üstünde” der,, hilmi “çok” der,,, hilmi garsona bakar, iki kahve daha işaret eder,,, hilmi “havası biraz bozuşmuş gibi fark ettin mi” der,, bora “aynen ama mevsimden de kaynaklanabilir, bilemedim” der, hilmi “bozulmuş bozulmuş” der,, garson iki Türk kahvesi getirir masaya bırakır,,, bora “ya bazen ne düşünüyorum biliyor musun” der,, hilmi “hayırdır” der,, bora “bilmiyorum,,, hayır mı,,, diyorum ki acaba Tanrıyı yanlış mı anladık,, biz insanlar hepimiz yani” der,, hilmi gülerek “hayırdır” der,,, bora “ya! bu kadar kavga dövüş koşturma nedir bu ya!,, birbirimizi yiye yiye bitiremedik,,, böyle bir his geliyor arada” der,, hilmi “anladım ama bence tam tersi,, yani bence insanlık pek bir iyi kavradı durumu,,, anlıyorum seni,,, haddimizi aştığımızı mı düşünüyorsun” der,, bora “aynen” der,, hilmi istediği cevabı bulmuş gibi yüzüne bir coşku gelir “ne yani haddimizi aşabileceğimizi mi düşünüyorsun” der,,,, eliyle boynunu şah damarını gösterir ve ekler “bak Tanrı burada,,, nasıl haddini aşabilirsin ki,,, Ya da şöyle düşün şu önümüzdeki kahveden kaç fincan içebiliriz” der,, hilmi boğaza bakar ardından bora da boğaza bakar,, hilmi devam eder” şöyle bir boğaz kadar içebilir miyiz mesela midemiz kabul eder mi” der,, hilmi duruşunu biraz düzeltir dikleşir “bence Tanrıyı çok iyi anladık” der,, hilmi kahvesinden bir yudum alır sigarasını içer,, sigarayı küllüğe bırakırken ekler “sen şimdi ne yaparsan haddini aştığın konusunda emin olursun” der,,, bora hilmiye bakar sigarasını içer sonra bakışlarını deniz manzarasına geri çevirir,, hilmi “bak dostum ne yaparsan yap aklına gelen ne ise işte ne yaparsan yap” der,, sigarasını içer sonra ekler “sadece kaderinle karşı karşıya kalırsın,,, anladın mı? bunun ötesi insanın fıtratında yok” der,,,,, Bora “neyse,,, vekalet için noteri hatırladığın iyi oldu” der,, ve ekler “bak ne diyeceğim,, şirketin merkezini Üsküdar’da yapalım mı, ha!” der,, hilmi “hım! iyi olur ama burada uygun bir yer bulabilir miyiz” der,, bora “bulunur illaki,, olmadı bir bina alırız tamamını yani,, küçük de olsa olur,, sonrasına bakarız artık” der,, ve ekler “paramız yeter mi” der gülerek,, ve ekler “lanet kriptolar,, ” der,, hilmi ” yeter yeter,,, tv satışından sonra yatırımcılara borcumuzu ödedikten sonra yani biliyorsun işte yüz milyon dolar civarı nakit var,,, evleri de mi burada diyorsun” der,, bora “aynen,, bu trafik çekilmez ha!,, gelirken görmedin mi” der,, hilmi “iyi düşündün tamam bence de uygundur” der,,,
2 GÜN
Günümüzden 40 yıl öncesi; Ali Kaçar…………………………………………………………………..
3 GÜN
Günümüzden 40 yıl öncesi; Müstakil evin kapısı tıklanır,, iki katlı küçük bir evdir, giriş katında mutfak salon ve küçük bir tuvalet, üst katında beş küçük oda bir banyo vardır,,, Evin kapısı tıklanır,, evde hilmi bora ve mehmet vardır,, sabah saatleridir hilmi alt katta diğer ikisi üst kattadırlar,, salonda tv açıktır,, hilmi mutfakta yemek için bir sandoviç hazırlamaktadır,, kapının tıklanmasını duyar,, mutfaktan çıkar,, açık/amerikan mutfaktır,, salondan geçer kapıyı açar,,,, Gelen alidir,,, Hilmi yüzünde gördüğüne hem şaşırmış ve hem de sevinmiş bir ifade vardır ancak şaşkınlık daha baskındır ifadesinde,, alinin görünüşü yorgundur üstü başı düzgün temiz olmaktan biraz uzaktır, üstündeki yeşil gocuk biraz büyük gibidir kendisine,,, ali bu haline nazaran mutlu bir ifadeyle “bi hoş geldin yok mu” der,, hilmi daha üzerindeki şaşkınlığı atamamışken “ali abi” der ve aliye sarılır ve ekler “abi geç içeri,, hoş geldin”der, ali içeriye bir adım atar, hilmi üst kata doğru bağırır “ali abi geldi!”,,, yukarı katta bir koşturma sesi duyulur ve önde mehmet arkasında bora merdivenlerden inerken görülürler,,, ikisi de şaşkındır hiç beklenmedik bir anda çıka gelmiştir ali ve telefonla da haber dahi vermemiştir,,, merdivenlerden inerler kapıya doğru hızlı adımlarla yürürler abi hoş geldin deyip yorgun aliyi kucaklarlar,,, ali “hoş bulduk çocuklar” der,, “bora “abi içeri gir dışarısı çok soğuk” der,, ali ayakkabısını çıkarmak için eğilir, hilmi “çıkarma abi gir içeri” der, ali eğildiği yerden “yok yok çıkartayım” der,, mehmetin dikkatini alinin ayağındaki botlar çeker,, ali botları çıkartır,, bora kapının yanından alıp bir terlik koyar alinin önüne,, ali ağır hareketlerle terliği giyer içeriye doğru ağır bir adım daha atar sonra üzerindeki yeşil gocuğu çıkartır,, mehmet gocuğa da bir dikkatli bakar,,, ali “yahu burası ne kadar soğuk ya!” der ve ekler “resmen dondum”,,, Ali salona doğru bir iki dadım atar alinin sol ayağı aksamaktadır,, mehmet farkeder “abi ayağına ne oldu” der,, Ali “anlatırım çocuklar anlatırım bi oturalım hele” der,,,
