EPİK A

BEN KUSTUM

TANRI KURTTU

“ÇARE YOK”

DİYE İNLEDİ

YER VE GÖK

ÖNCE SANIRIM MORARIR

SONRA BÖĞÜRÜRDÜM

VE

BEN KUSTUM

(Yaşadığımız şu modern zamanlarda kimsenin öyle uzun uzadıya destansı şeyleri okuyacağını hiç düşünmüyorum. Kısa falan olsa belki olur ama destansı şeyler uzundur. Ha! Belki birileri tabi ezici çoğunluk olmayan bir kitle, ufacık bir kesim, yazsam okurdu yani hoşuna giderse okumaya devam edebilirdi. Hep dediğim gibi videosu olsa kesin çok seyredilebilirdi bence. Neyse. Anlatının girişinde bir takım benzetme yaptım ve gerekliydi bence; fakat bu cümleyi kurmadan yazmak işini kendine dert edinmemiş kimselere ya da diğerlerine bir açıklama borcum var; Dostum, ilham denilen şey öyle bir anda koskoca bir destanı soluksuz yazacak şeklinde gelmiyor. Misal bu anlatımdaki ilk iki mısrayı fısıldadı ilham bana ve direndim “o ne lan” falan bir şeyler geveledim ne yalan söyleyeyim aslında anlamadım ilhamı.. sonra tekrar fısıldandı,, anlar gibi oldum ama çaktırmadım,,, derken bir daha” ben kustum – Tanrı kurttu” demesin mi,, durur muyum hiç, dedim; durduk yere başıma iş çıkartma. Öyle dedim fakat not aldım bu iki mısrayı. Evet sadece iki mısra. Bir iki gün bekledim gerisi yok. Sonracıma bir şarkı duydum kırmızı ışıkta bekleyen bir arabanın açık camından ve aklıma mıh gibi kazındı melodili “çare var” yani ikinci üçlüğün ilk mısrası. Tabi o anda yeri belli değildi sadece etkilemişti şarkının o iki kelimelik kısmı ve birkaç gün sonra yapıştırdım şimdiki yerine. Ya dostlar bu işler böyledir. Bizim destanın üç mısrası tamam ya gerisi diye düşünürken var’ı yok’a çevirdim ama ne çevirmektir üç gün daha öyle geçti yani. Dedim bu destan bitmez acaba aralara bir şeyler mi sıkıştırsam falan diye düşünmeye başladım da bu kısm/lar öyle çıktı tabi bunu da sonra anlamıştım fakat dediğim gibi kıvılcımlar böyle böyle oluştu, bu kısımların kıvılcımları yani. Şu an niyetim burada destanı açıklamak falan değil ancak sonra ne olur bilmiyorum ha! İşte sonra ikinci üçlüğün son iki mısrası fısıldandı… Bir iki gün sonra camdan yola bakarken yine bir araba geçmesin mi ve arabanın ön camının hemen altında direksiyonun üst kısmına denk geliyor işte orada mor renk sanırım, bez gibi bir şey gördüm ve üç dört dakika sonra üçüncü dörtlükteki ilk iki mısra fısıldandı ya! Gariptir bu ilhamın işleri ve zaten onu da anlatmıştım dimi, ve ben kustum. Üçüncü dörtlük oldu yani bu şekilde. Bu anlatının bir destan olmasını ve oradan adını da ne yalan söyliyeyim son zamanlarda yeni sürümünü izlediğim bir filmle ilham şeyetti bana. Yukarıdaki mısralar yazıldıktan sonraya denk geliyor bu.)

TANRI KURTTU

BU NASIL OLDU

DİYEMEDEN

BÖĞÜRDÜĞÜM AĞZIMI

AZGIN MİDEMİ

ORTAYA SAÇILAN

BOĞAZIMDAN FIRLAYAN

ÖNCE YOKTU ŞİMDİ OLAN

KUSMUĞUN

DURDUĞU YERİN

DAHA İNİLTİSİ GEÇMEMİŞKEN

GÖKDE

 HALA

İNLERKEN

HADİ KUSMUĞUN YOLUNU

BİLDİMDE

GEÇTİM

BİLEMEDİĞİM

BENİM

BÖĞÜRTÜM OLDU

YERİN VE GÖĞÜN

BU HAŞMETLİ

İNİLTİSİNE

PELESENK

BÖĞÜRTÜM

(Yani gerçekten şart mıydı bu,,, şaka şaka, tabi şaka burada böyle bir soruya cevap aramıyoruz, tam burada, aramıyoruz hatta bu açıklamaya girebilir ki zaten ve böyle bir duruma girmek niyetim yok demiştim yukarıda. Felsefi duruşum yani. Ee ne var ne yok. Bir haftadan fazla geçti sanırım yukarıdaki kısım için şaka değil birileri kronolojik olarak olaya bakabilir destana yani. O değil de yukarıdaki mısraların yazımının üzerinden birkaç dakika geçti ama düşünme boyutu dediğim gibi bir hafta sürdü bu bölüm için sonra bir iki yazma denemem oldu yazamadım sildim taslağı fakat az önce oturdum neredeyse bir çırpıda çıktı bu şaheser kısım. Ne diyordum,, ee şimdi destan yazım tekniği ile düzyazı bir paragraf cümle yazım tekniği arasında bir takım kaymalar oldu ve bu bölümdeki anlamsızca dağılan kendi başına buyruk kelime seçimlerim oluştu ve okuması gerçekten sor olacak. Olsun bu da bir deneyimdir. Derken destanın yukarıdaki mısraları yayımladım sonra araya işler girdi bu yazının yarısını yazdım derken çöpü kapıya koydum falan gecikti burası. Neyse.)

SAÇILANLARI

YER KABUL ETTİ

ONLARI

AMA DAHA ÖNCESİNDE

LAKİN ONDAN DA

ÖNCESİNDE

HAYLİ ZAMAN AKIP GEÇTİ

ZANNIMDAN DA ÖNCE

GÖKTEKİ İNİLTİ

BIRAKTI

HIŞIMLI BULUTLARIN

KAVGASI

ÇAKMASI

YAĞMASI

DERE OLUP

SEL OLUP

DENİZ OLUP DOLMASI

ÇİMENLERİN

ÇİÇEKLERİN

AĞAÇLARIN GÖLGESİ

ÖNCESİNDE

ALICI KUŞUN PENÇESİNDEN

O KAPMADAN

TUTTUM

DEMİRİ DELEN

GAGASINDAN

UFKUN ARDINI GÖREN

GÖZÜNÜN

KAFASININ

ORTASINDAN

YERE VURDUM

VE

KAN KARIŞTI TOPRAĞA

(Şimdi diyenler olacaktır ateş saçan yedi başlı ejderha koca koca devler nerede? Bula bula tamam büyükçe biraz ama yırtıcı kuş mu yani vs. Okur başımızın üstündedir sıkıntı yok. Burada kuş var. Sonuçta güvercin de değil yani. Bilindiği gibi destansı şeylerde böyle şeyler olur yani türlü türlü hadiseler eksik olmaz. Zaten ne yazacağız ki, mevzu yoksa bir şey yok demektir. Mevzunun türü de aslında çok önemli değil misal maviyi beyazdan ayıramazsak orada da bir mevzu olmaz ama şükür ki ayırabiliyoruz; düşünsene bir ressam bunun farkında değil; olaylar olaylar; muhtemel deli falan derdik böyle bir ressama; diğer her şeyin farkında lakin maviyi beyazdan ayıramıyor; dalga geçiyor diye de düşünülebilirdi belki. Neyse. Tam da demek istediğim bu, siz kuşa takılmayın mevzu mevzudur küçüğü büyüğü olmaz ve ayırdına farkına varamadığımız şey de mevzu olmaz, bizi bir şekilde etkileyebilir bu durum ama dediğim gibi nedenini bilemeyiz fakat ressam gördüğü tepkilerden dolayı maviyi tablolarında kullanmayı bırakabilirdi belki dolayısıyla beyazı da(net tonlardan bahsediyorum burada, renklerin derece olarak ara tonlarının farkında olabilir), bak işte ilhamın geldiği yere bak, böyle işte bu… konumuza dönelim, aslında önemli olan hadisenin bizde bıraktığı tesirdir genelde. Yani sen ben tınmasak da bir yerlerde olmakta olan mevzu olay birilerinde derin etkiler bırakabilir, düşünsene koca evrende ya da dünyada şu an neler yaşanıyor dimi, böyledir bu mevzunun büyüklüğü sendeki bendeki etkisiyle ölçülür sistem böyle yani hemen hemen. Ve kuş hadisesi de gayet etkili diye düşünüyoruz, diğerleri de tabi. Demek istediğim aslında hepimiz biraz yukarıdaki ressam gibiyiz belki biraz deli ya da dalgacı ve kuş tamamdır.)