Börek

Öğlen on iki civarı işini kaldığı yerde bırakıp masasından kalktı. Öğlen yemeğini nerede yiyeceğini düşünürken bir yandan da şemsiyeyi yanına alıp almamaya karar vermek için pencereden dışarıya göz attı. Hava kapalıydı ama yağacak gibi de görünmüyordu, yine de şemsiyeyi yanına aldı. Beresini kafasına takıp montunu giyindi, şemsiyeyi koluna astı ofisten çıktı, ikinci kattan aşağıya merdivenlerden indi. Nerede yemek yiyeceğini hala bulamadığına şaşırarak iş hanının kapısının önünde birkaç saniyeliğine bocaladı. Hemen ardından yaklaşık dört yüz metre ilerideki kuru fasulyeciye gitmeye karar verdi ve ayakları kendiliğinden o yöne doğru yürümeye başladı.

Derin bir nefes aldı. Dün akşamdan beri ara ara yağan yağmurun iyice rutubetlendirdiği asfalt kokan havayı ciğerlerinde hissetti, yürüyüşünü biraz daha hızlandırdı. Caddenin gidiş ve dönüş güzergahlarının ortası dize kadar gelmeyen bir metre genişliğinde bariyerle ayrılmış çift şeritli yolun karşısına geçmek için yürürken bir yandan da caddeyi kolluyordu. Yağmur yağdığında her zaman olduğu gibi caddedeki araç sayısı artmıştı.  Akışkan yoğunlukla sanki sözleşmişler gibi bir önden bir arkadan devamlı kesik kesik korna sesleriyle yollarına devam eden arabaların yol vermek gibi niyetleri yoktu. Ensesinde hissettiği soğuk rüzgarla ürperdi, omuzlarını ve çenesini hafifçe yukarı kaldırıp boynunu içe doğru bastırıp soğuktan korumaya çalıştı. Neyse ki rüzgar fazla ısrarcı olmadı. Yirmi metre kadar ileride bariyerlerin geçişe izin verdiği bir buçuk metrelik boşluğun olduğu yerden karşı tarafa geçmeye karar verdi. Tam o esnada yerinden çıkışmış kaldırım taşına bastığı için pantolonuna hatırı sayılır miktarda su sıçradı. Suyu bir anda emen pantolonunun soğuk yapışkanlığını bacağında hissedince kısık sesle okkalı bir küfür savurdu, sağına soluna bakındı neyse ki kimseler yoktu küfrünü duyacak.

Bariyerlerin geçişe izin verdiği yere gelmişti. Soluna baktı, yirmi beş metre ileride sola kıvrılan yoldan tırmanan araçları kollayarak geçmeye fırsat arıyordu. Gelen araç olmadığını görünce adımını yola attı ki yokuştan çıkan arabanın burnunu gördüğü gibi geri çekti. Ardından dört beş araba daha geçtikten sonra başka araba gelmediğini görünce hızlı adımlarla yolu geçip bariyere ulaştı. Kendisiyle birlikte geçen üç kişi daha vardı. İkisinin hiç duraksamadan bariyerden karşı tarafa doğru gittiğini görünce kendisi de hamle yapmak için sağına baktı ama otuz metre ileride otobüs ve yanında beyaz arabayı görünce kararsızca durup geçenlere baktı. Durduğu yerin tam karşısına kaldırımın önünde bir arabanın park ettiğini gördü, arabanın arka kapısının ortası karşısına denk geliyordu. Geçenlerden biri arabanın arka tarafına diğeri ön tarafına doğru hamle yapıp kaldırıma çıktılar. Ardından önce beyaz araba sonra gürültülü homurtusuyla otobüs geçti. Arabaların yoldan kaldırdığı damlacıkları yüzünde hissedince yüzünü korumak için çenesini sol omuzuna doğru çekip kafasını yere doğru eğdi. Hemen sonra tekrar sağına baktı kırk elli metre ileride mavi araba gördü, yavaş geliyor gibi geldi, yola adımını attı hızlıca karşıya geçmeye başladı, bekleyen diğer kişi de peşinden geldi. Kaldırıma çıkacakları yeri kapamış olan arabanın önünden geçmeye karar verip adımlarını daha da hızlandırdı, ikisi birden kaldırıma adım attılar. Kaldırıma varınca buraya da araba mı park edilirmiş diye söylenerek yürümeye devam etti.

Kaldırım boyunca on beş metre kadar yürüdükten sonra sağ tarafa yöneldi, yaklaşık yüz metre ilerideydi gideceği restoran. Tekrar bozuk kaldırım taşına basmamak için gözlerini bastığı yerden ayırmadan yürümeye başladı. Yağmur hafiften yağmaya başlamıştı, şemsiyeyi açıp açmamayı düşündü, yağmurun o kadar da çok yağmadığına karar verip şemsiyeyi açmadan yoluna devam etti. Az sonra önüne yürüyen adamın ayakkabıları dikkatini çekti, kendi ayağındaki siyah botlara benziyordu ilk bakışta ama daha dikkatli bakınca bot olmadığını anladı ama yine de çok benziyorlardı. Gözlerini ayakkabıdan yukarı doğru kaldırdı, kahve rengi kadife pantolon giyiyordu ayakkabının sahibi, üzerinde siyah renkli beline kadar gelen mont giyinmişti, altı kenarlı gri renkte kasket vardı başında. Neden sonra kendisiyle birlikte caddeden geçen adam olduğunu anladı. Bakışlarını tekrar kendi adımlarına yöneltti yerinden çıkmış kaldırım taşını fark edince sağa doğru adımını attı, kadife pantolonlunun da aynısını yaptığını anlamıştı. Adamın yürüyüşü dikkatini çekti, değişik bir şekilde salınıyordu adımları, dizlerini fazla bükmeden adım attığını anladı. Bol kadife pantolonla bu adımların denizin dalgalanmasına benzer ritmi hoşuna gitti. Adımları gözüyle takip etmeye başladı. Az sonra burnuna gelen börek kokusunun nereden geldiğini anlamak için kafasını kaldırdığında hemen önlerindeki börekçiyi gördü. Bir an acaba börek mi yesem diye içinden geçirmişti ki kasketlinin de oraya girdiğini görünce fasulyeyi yarın yerim diye söylenip börek yemek için kapıdan içeriye girdi.